Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Küresel Isınma
Yaşam
Ekonomi
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Yabancılaşma
Siz Misiniz Bakır Ka ...
Maliyeciler Ormana G ...
Tüm Paydaşların Şüph ...
Bir Göz Neden Yerind ...
uyku
Aşk
Tesla...
Konuşmalar...
Oğlum
Su Tasarrufu Nasıl Yaparı ...
Yabancılaşma
Çölleşmenin Maliyeti
Günaydın Türkiye
Bunu mu demek istediniz?
mektup, günlük, faşist nedir, yılbaşı, yalnızlık, bu sabah istanbul, günaydın şiirleri, istanbul, hayvan, tümü

Şu an sitede 6 kişi on-line
Bugün 11,770 ziyaretçi 
Toplam 9,723,923 ziyaretçi 
 
Mizah
 
   
  Yabancılaşma
  29.04.2009 - Mizah / Yaşam
   
 



John Holloway

Yabancılaşma Üzerine Bir Not

Yabancılaşmayı kavramanın iki farklı yolu vardır: Bir koşul olarak ve bir mücadele olarak. Marksizm’in tüm teori ve pratiği bu ayrımdan etkilenmektedir.

Marksizm’de yabancılaşma kavramının merkezi bir yerinin olması onun bir iktidar tartışması ve Marksizm’in de bir iktidar teorisi olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır.
Temel yabancılaşma düşüncesi kapitalist işleyiş altındaki gücümüzün (yaratma gücü, hayatlarımızı kontrol etme gücü - tanrı ya da başka dışsal bir güç olmadığından beri bu güç sadece insana aittir) yabancılaştırıldığı, gücümüze başkaları tarafından el konulduğudur. Bizler kendi hayatlarımız üzerindeki iktidarımızdan yoksun bırakılanlarız. Kişinin kendi hayatı üzerindeki iktidarına yabancılaşması insanın kendisini yitirmesidir – Marx’ın deyişiyle kendine yabancılaşmadır. ‘Pratik insan etkinliklerini, emeğini yabancılaştırma edimi’, kişinin etkinliklerinin ona ait olmayan ona yabancı bir biçimde var olması anlamına gelmektedir; etkinlik ıstırap çekmektir, kuvvet zayıflıktır, bir şeye hayat vermek hadım edilmektir, işçinin kendi fiziksel ve zihinsel enerjisi, kendi kişisel yaşantısı –yaşam etkinlik için değilse başka ne içindir?- ondan bağımsız olan ve ona ait olmayan bir etkinlik olarak kendi aleyhine dönmüş gibidir’.Yabancılaşma, etkinliğin ıstırap biçiminde var olması – kuşkusuz bu merkezi olan noktadır- ve gücün/iktidarın zayıflık biçiminde var olması anlamına gelir.

İnsanlığı etkinlik üzerinden tanımlarsak – bu Marx’ın temel bir ön kabulüdür - o halde yabancılaşma, insanlığın insanlık dışı bir biçimde var olması, özne olan insanların nesneler olarak var olması anlamına gelmektedir. Yabancılaşma öznelerin nesneleştirilmesidir. Özne kendi öznelliğine yabancılaşmaktadır, ve kendi öznelliğine başka bir kişi tarafından el konmaktadır. ‘Istırap olarak etkinlik, zayıflık olarak gücün’ varlığı insan etkinliğinin, insan gücünün yabancı bir düzeye atfedilmesi anlamına gelmektedir: Artık tanrıya değil, ancak çok çeşitli formlarıyla (değer, para, devlet, v.b.) modern sermaye tanrısına. Özneler nesneye dönüştürülürken, aynı zamanda öznelerin ürettikleri nesne, sermaye, toplumsal özneye dönüştürülmektedir. Öznelerin nesneleştirilmesi nesnelerin özneleştirilmesini gerektirmektedir. Bu kapitalizmin Marksist eleştirisinin özüdür.
Yabancılaşmayı anlamanın daha yaygın olan yolu onu kapitalist işleyiş altındaki insanlık durumunun bir analizi olarak görmektir. Bizim varoluşumuz yabancılaşmış bir varoluştur, kapitalist toplum yabancılaşmış bir toplumdur, bizler nesneleriz, acı çekeriz, özne olan sermayedir, eyleyen sermayedir.
Yabancılaşmanın bu açıklaması derin köklere sahiptir. Marksist düşüncede sermaye iktidarının (ya da muhtemelen kapitalist devlet iktidarı ya da sermayenin özel bir kesimi) insanlık durumu üzerine düşünmek için başlama noktası olduğu yaygın bir biçimde kabul edilmektedir. Sermayenin var olan tek özne olduğu fikri kapitalizmin gelişimi hakkındaki birçok analizde tartışmasız kabul edilen bir şeydir: Örneğin bizatihi ‘Marksist ekonomi’ (ekonominin Marksist eleştirisinin yerine) kavramı, sermayenin bu toplumun öznesi olduğu fikri üzerine temellenmiştir. Eğer sermaye iktidarın öznesiyse, o zaman, bizler açıkça bu iktidarın acz içindeki nesneleri, sermayenin kurbanları olarak kabul edilmekteyiz. Çok kolaylıkla, yabancılaşma teorisi kurban ideolojisine dönüştürülmekte, bu durum karşısında ah-vah etmek de Sol tarafından oldukça sevilmektedir.
Yabancılaşmanın bu yorumu, yabancılaşma ve yabancılaşmama (etkin özne) arasında açık bir ayrım içermektedir. Yabancılaşma kavramı, kaçınılmaz olarak, yabancılaşmanın olmaması (non-alienation) nosyonunu içermektedir. Bizler, yalnızca, yabancılaşmaya ters, yabancılaşmamış kimi fikirlerimiz olduğunda yabancılaşmadan söz edebiliriz. Eğer yabancılaşma şimdiki durumun bir tasviri olarak anlaşılırsa, o zaman yabancılaşmanın olmaması tahminen geleceğe ( ya da belki de geçmişe) ilişkindir. Bu yorum, bu nedenle şimdi (kapitalizmi karakterize eden yabancılaşma) ile gelecek (yabancılaşmanın olmadığı toplum olarak tanımlanan komünizm) arasında tam bir karşıtlık olduğunu ileri sürmektedir.
Bununla birlikte, yabancılaşmanın olmadığı bir gelecek görüşüne sahip olmak ve şu an var olan yabancılaşmayı eleştirebilmek için, hali hazırda yabancılaşmadan kurtulmuş bir kimsenin bulunması gereklidir. Yabancılaşmanın bir koşul olarak yorumlanması, bu nedenle, kendini bu durumdan kurtarmayı başaran (en azından kavramsal olarak) esaretten kurtulanlar (elbette kendimiz) ve diğerleri, yığınlar, sıradan insanlar arasında bir ayrım gerektirmektedir. Bu da doğru sınıf bilinci (bizlerinki) ile işçi sınıfından olan ‘sokaktaki insan’ın sıradan ya da yanlış bilici arasında bir ayrım gerektirir. Onlar acı çeker, biz eyleriz. Biz anlarız, onlar anlamaz.
Eğer yabancılaşma günümüz toplumunun [varlık] koşulu ise, o halde yabancılaşmanın olmadığı gelecekteki bir topluma geçiş üzerine düşünmenin iki olası yolu vardır. Ya böylesine bir geçiş imkansızdır, yabancılaşma dışında bir yol bulunmamaktadır, anlayanlar olarak bizler yalnızca eleştirebiliriz, ancak umutsuzca (bu konum Frankfurt Okulu veya çeşitli sol akademisyenler ile ilişkilendirilebilir); ya da devrimi tasavvur etmenin tek yolu esaretten kurtulmuş olan önderliğin – öncü parti – varlığını gerekli kılar. Her iki görüş de, hem Frankfurt Okulunun karamsarlığı hem de Leninist geleneğin devrimci iyimserliği, bir koşul olarak yabancılaşmanın aynı elitist yorumundan türemektedir. Her ikisi de gün gibi ortada olan şu soruyu sormaktan kaçınmaktadır: Bizler, esaretten kurtulanlar, yabancılaşmış fikirlerin sisinden kaçmayı nasıl başardık?

Bununla birlikte, yabancılaşma fikrinin mümkün olan başka bir yorumu daha vardır. Bu, yabancılaşmayı bir durum olarak değil bir süreç, sürekli bir mücadele olarak görmektir.

Yabancılaşma tartışmasında Marx, yabancılaşmayı etkinlik ile ilişkili olarak anlamanın önemini vurgular. Bu, özel mülkiyet gibi yabancılaşmanın diğer görünümlerini anlamanın anahtarı olan emeğe yabancılaşma, pratik insan etkinliklerine yabancılaşmadır. 1844 El Yazmalarında yabancılaşmış emek üzerine olan bölümün son satırlarında Marx, yabancılaşmanın işçi ve işçi olmayan (kapitalist) için anlamını karşılaştırmıştır: “işçilerde bir yabancılaşma, dışsallaşma etkinliği olarak görünen her şey, işçi olmayanlarda yabancılaşma, dışsallaşma durumu olarak ortaya çıkmaktadır”. Bu durum, yabancılaşmanın bir [varoluş] koşulu ya da bir durum olmasına bağlı olarak, işçi olmayanın ya da kapitalist olanın görünümü ile yabancılaşmanın bir etkinlik, bir süreç olduğu işçinin görünümü arasında bir fark olduğunu akla getirmektedir.
Şimdi, eğer yabancılaşma bir etkinlikse, o zaman işçilerin, daimi olarak kendi yabancılaşmalarının üretimiyle uğraştırıldıklarını ima eder. İşçinin kendi ıstırabını üreten (eylemsizlik), işçinin kendi etkinliğidir (eyleyiş), işçinin kendi güçsüzlüğünü yaratan kendi gücüdür. Özel mülkiyeti ve böylelikle de sermayeyi üreten bizzat işçinin kendisidir. “Tıpkı kendi ürettikçe kendi gerçekliğini yitirmesinde, kendini cezalandırmasında; kendi ürününü bir kayıp, kendine ait olmayan bir ürün olarak yaratmasında olduğu gibi, aynı biçimde, üretmeyen birisinin ürün ve üretim üzerindeki egemenliğini yaratır”. Yabancılaşma işçiler tarafından sermayenin üretilmesidir. Bunu izleyen iki önemli nokta vardır. İlki sermayenin emeğe tabi olmasıdır. Sermayenin gündelik varoluşu işçilerin gündelik olarak tekrarlanan yabancılaşmış etkinliklerine, yabancılaşmış emeğe tabidir. Ve ikinci olarak, eğer bu yabancılaşma bir durum ya da bir koşul olarak değil de bir etkinlik olarak anlaşılırsa, bunun anlamı yabancılaşmanın önceden belirlenmiş (pre-determined) olmadığıdır. Etkinlik, kesinsizliğe, başarısız olma olasılığına, tamamlanmamışlık olasılığına göndermede bulunur. Etkinlik olarak anlaşılan yabancılaşma daima mücadeleyi içerir. Sermayenin varlığı, bu nedenle, daima içerisinde mücadelenin hüküm sürdüğü yabancılaşmış emeğe tabidir. Diğer bir deyişle, yabancılaşma sermayenin hayatta kalma mücadelesidir, emeğe boyun eğdirme mücadelesidir, sermaye tarafından her günkü mücadele, emeğe bağımlılığının üstesinden gelmektir, eyleyişimizi ıstıraba, etkinliğimizi eylemsizliğe, kuvvetimizi güçsüzlüğe dönüştürmektir. Yabancılaşma sınıf mücadelesidir, sermayenin gücümüzü, emeğin gücünü, elimizden alma mücadelesidir; aynen Kapital’de Marx tarafından analiz edildiği gibi, yabancılaşmış (ya da fetişleştirilmiş) formlar (değer, para, vb.) bu mücadelenin formlarıdır. Yabancılaşma sermayenin ardı arkası kesilmeyen mücadelesidir. Yabancılaşma sınıf mücadelesinin bir görünümü değildir; o, sermayenin var olma mücadelesidir.

Yabancılaşmayı bu yolla anlamak perspektifte tam bir değişim içermektedir. Eğer yabancılaşma bir koşul olarak anlaşılırsa, yabancılaşmadan kurtulma (dis-alienation) meselesi marjinaldir, geleceğe ilişkin bir meseledir. Ve eğer yabancılaşmama geleceğe ilişkin bir meseleyse, o halde şu andaki mücadele yabancılaşmamaya ulaşmanın bir aracı, bu erekten koparılan bir araç olarak anlaşılabilir.

Eğer, diğer yandan, biri yabancılaşmayı bugünün mücadelesi olarak anlarsa, o zaman yabancılaşmama meselesi (Zapatistlerin daha incelikli bir biçimde adlandırdığı haliyle, ‘onur’) bizim şimdi nasıl yaşayacağımız ve mücadele edeceğimiz meselesidir. Eğer sermayenin yeniden üretimi yabancılaşma mücadelesine bağlıysa, o zaman bizim mücadelemiz, sermayeye karşı emeğin mücadelesi, yabancılaşmamanın mücadelesidir. Yabancılaşmama gelecekte olan bir şey değildir, şu kahrolası üzüntüler diyarının içinden geçtikten sonra ulaşacağımız devrimci durumun ardından gelen bir şey değildir; aydınlanmış ya da esaretten kurtulan birkaçının ayrıcalığı da değildir. Bilakis, yabancılaşmama buradadır, şimdi, başkaldıran emek olarak varoluşumuzdadır, sadece sermayenin içinde değil, yanı sıra sermayeye karşı varoluşumuzdadır. Yabancılaşmama eylemsizliğe karşı etkinliğin, acı çekmeye karşı eyleyişin ardı arkası kesilmeyen isyanıdır.
Notlar:

Bu metnin orijinali Historical Materialism, 1(1), 1997 , S. 146-149(4)’te yayınlanmıştır.
Marx 1975, s. 275
Marx 1975, s. 282; vurgular orijinaline uygundur
Marx 1975, s. 279
 
 
Kaynak
 
Marx, K. (1975). The Economic an Philosophical Manuscripts’ in Marx and Engels Collected Works, volume 3, London: Lawrance and Wishart.
   
   19,879 kez okunmuştur. Yorumlar (2) - Yorum yaz! - Etiketler : yabancılaşma
   
 
   
  | Sonraki >>