Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
Kişisel Gelişim
  Yol Alan Yazılar
  Bilmece
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Sevmek Fırtınaları D ...
Bir Şey Ancak Değer ...
Özgürlük
İnanç
Geleceğini biliyordu ...
xx
aa bu da varmış
güzel
...
özel
"Sen benim için önemli de ...
Haftasonu tatili hakkında ...
Neden Ben?
Işık
Bu Yazıyı Okumalısınız
bana günaydın de, günlük yazılar, günaydın seranatı, hayata atlayış, çocuk ve yemek, gözleri görenler için, iki gözün varsa güzel bakacaksın, kayada da çiçek mi yetişirmiş, yaşam nasıl birşeydir, çiçekler tümü

Şu an sitede 14 kişi on-line
Bugün 10,135 ziyaretçi 
Toplam 10,672,154 ziyaretçi 
 
Laboranite / Kişisel Gelişim / Yol Alan Yazılar
 
   
  Sevmek Fırtınaları Dindirmektir
  20.09.2017 - Laboranite / Kişisel Gelişim / Yol Alan Yazılar
   
 

Sıcak dalgası ve bütün ağırlığı ile çöken nemli hava yerini klimaların acı nefesine bırakınca bütün algım tıkandı. Üstelik yanımdaki telefon acı acı bağırıyordu. Her defasında açmama rağmen iletişim damarları kopmuş olduğu için ne benim sesim karşıya gidiyordu. Ne de karşıdaki sesi duyabiliyordum. Sorun telefondaydı. Kapandı ve açılmıyordu. Bir süre sonra iş telefonu hareketlendi. Ama o da arızalandı. Sanki çığlık çığlığa sesler geliyor, geldiği yerde kaboluyordu. Öylesine yorgun düştü ki elimde, yerine koyduğumda artık bütün enerjisi bitmişti.

Güne başladığımda uyuşmuş parmaklarım, geceden kalma baş dönmesi, bütün aksiliği üzerinde olan midem günün geri kalanına ilişkin sinyalleri veriyordu aslında. Toparlanmam biraz zaman adlı. Evden çıkmadan önce mutlaka davetsiz misafirlerin olabileceğini bilerek olabildiğinde toparlamaya çalıştım ortalığı. Çok başarılı olduğumu söyleyemem doğrusu. Ayakkabılarımın da bağcıklarının boğum yeri kopmuştu. Muhtemelen yolda bırakacaklardı beni. Dışarıya çıktığımda taksi bulabileceğimden de hiç umutlu değildim. Fakat ne kadar zaman olursa olsun bekleyecektim. Bir tek adım atabilecek gücü görmüyordum kendimde. Sonunda hastaneye yolcu bırakan bir taksi önümde durdu ve beni aldı. İşe doğru yola çıktım. Uzun bir sessizlik oldu. Dünyanın en muhteşem tenorlarından birini dinliyordum takside. O ara insanoğlunun istediğinde nasıl muhteşem sesler çıkarabildiğini düşünüyordum.

Çok değil onbeş dakika sonra yaylım ateşi gibi telefonlar gelmeye başladığında gözümün önünde tek bir görüntü vardı. Büyük bir öfke nöbetinin bulduğu her şeyi dağıtması. Kapıları tekmeliyor, sehpalara vuruyor, duvarları yıkarcasına konuşuyordu. Hiçbir şey yapamadan sadece seyrediyordum. Dinmesini beklemenin dışında yapacak hiçbir şey yoktu. Cezalandırıldıklarında karanlıkta kapının dışına bırakılan çocuklar gibi ben de biteceği anı bekliyordum. Dindiğinde dünyanın en büyük kabusu bitmiş olacaktı. Telefon bana bakarken tek şey söylüyordu sürekli. Anlamıyorsun..Anlamıyorsun…Anlamıyorsun..

Doğru anlamıyordum. Günün büyük bir kısmı anlamadığım bir saat dilimine hapsolarak kaldı.

Nihayet ortalık sakinleştiğinde çalışmaya başladım. Yeni gelen telefonlar süre doldu diyordu sadece. Süre doldu. Bir zaman makinesinin içerisindeyiz ve nefes almaksızın aynı şeyleri söylüyor sesler. Süre doldu. Bilgisayarımda sürekli kullandığım ofis ekipmanları birden bire kendilerini korumaya aldı ve tek bir tuş bile hareket edemez oldu. Bunun olmasını bekliyordum aslında. Yardım istedim fakat en yakın  yardım ekipleri birkaç masa öteden kalkıp gelinceye kadar olanlar zaten olmuştu. Asıl ilgili kişiler yoktu ve çözüm bulunamıyordu. Bir kahve içtim. Sonra böyle bir kriz anında yönetici formatında giriş yapılırsa sorunun çözülebilme ihtimali olduğunu hatırladım. Yaptığımda çözüm sağlandı. Ben de kısa bir süre nefes alabildim.

İnsani duyarlılık sınırlarının en dip noktasındayız. Kendimizi terk etmeye hazır bekliyoruz. Bunun için yaratabileceğimiz efsane nedenlerimiz de var üstelik. En görkemlisi de “sevgi”. Sevgi nedir? Sevgi bir yapraktır, bir sestir, bir tebessümdür, limon ağacıdır, kirazın beyaz çiçeğidir. Sevgi güne damgasını vuran bir duyarlılıktır. Kendimizi sevgisizleştirerek aslında almak istediğimiz yol için mazeretler üretmeye çalışıyoruz. Daha cesur olabiliriz oysaki. Arkasına saklanmaksızın hiçbir şeyin, sırf yitip gidebilmek için haklı nedenlere de ihtiyacımız yok. Derme çatma hikayeler yaratarak, paramparça hayatlar yaratmamıza da gerek yok.

Sevmeyen insanlar, sevgiden yoksun olanlar ne yaparlarsa yapsınlar büyük bir yalnızlığın pençesinden kutulamıyor. Ve herkesi ama herkesi o yalnızlığın içerisine çekmeye çalışıyor. Oysaki sevgi fırtınaları dindirebilmektir. Nedeni ne olursa olsun. Bütün fırtınalar bir gün diner. Hiç bir fırtına söküp alamaz sevgiyi. O bir defa yeşerecek bir damar bulmuşsa, mutlaka ama mutlaka kendini var eder.

   
   319 kez okunmuştur. Yorumlar (7) - Yorum yaz! - Etiketler : sevmek nedir
   
 
   
  | Sonraki >>