Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günaydın Şiirleri
Yalnızlık
Özlem
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Yağmur Yağıyor İstan ...
Bazen Herkes Gidiyor
Kesik Birer Kol Gibi
Gözlerin Gözlerime D ...
İki bahar
aa bu da varmış
güzel
...
özel
Fırtınalar
Bazen Herkes Gidiyor
Kesik Birer Kol Gibi
Gözlerin Gözlerime Dokund ...
Zavallı Kalbim
Yağmur Yağıyor İstanbul'd ...
bakımsız, sel, kar fotoğrafı, zombi, günlük, günlük, boya küpüne kimler oturmalı, , logo tasarlanırken, logo tümü

Şu an sitede 7 kişi on-line
Bugün 6,927 ziyaretçi 
Toplam 10,668,946 ziyaretçi 
 
 
   
  Bazen Herkes Gidiyor
  07.05.2009 - Şiir Defterim / Yalnızlık
   
 

tren, istasyonda, tren istasyonunda, herkes giderken, yalnız olmak, beklemek, günlük, saar 4

Çıkamadım henüz.
Herkes gitti.
Bazen herkes gidiyor.

Necmi Dayan perdeler şiirinde söylüyor..

"gitmek
bir girdabın dönüşlerine kapılıpda gitmek
küçük bir kıymık parçası gibi
gitmek
uğurlanmasızlıklar içinde
yürek zarımızı soyarak
ki sizlere bırakıpda gitmek
gitmek
sessizce durgun duran sahillerden
isimsiz bir sandalla kurşuni renkler karmaşasında
gitmek
komposizyonsuzluklar içinde
bomboş sayfaları loş odalara sunupda gitmek
gitmek
saksıları küpe çiçeklerini lavantaları kurutupda gitmek "
Tabii Dayan,
İnsanların iş çıkışı evlerine gitmelerinden bahsetmiyor.
Gitmekten bahsediyor.
Başlı başına gitmekten.

Doktor Az Ömür aradı.
Görüşelim dedi.
Atlatmak için kırk dereden su getirdim.
O 41. dereyi buldu.
Adı Az ama..
Ne diyeyim..
Birazdan buraya gelecekmiş.

Beraber yürürüz dedi.
Bütün yürüyüş adımlarım dolu dedim.
Yürüyemem seninle.
Gözleri dolar adımlarımın, kusura bakma.
Hiç de bozulmuyor.
Tamam dedi.
O zaman otururuz biraz.

Çocuklarına ders aldırmak istiyormuş.
Takmış günaydınlara.
Sabah uyandıklarında "günaydın" desinler diyor.
Bana uzun uzun "günaydın" desinler.

Bütün derdimiz bitti Az Ömür'ün çocuklarının günaydınları kaldı.
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz ya..
Günaydın duymak için bile insanlar eğitim ihtiyacı duyuyor.

   
   20,063 kez okunmuştur. Yorumlar (16) - Yorum yaz! - Etiketler : bazen herkes gider, insanlar akşamları işten çıktıklarında ne yapar, günaydınlar neden önemlidir, sabahları neden günaydın deriz, günaydın demek bir ihtiyaç mıdır, az ömür, günlük yazıları
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 16 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2010-09-09 11:18:05
İsim : Önemli mi...
Başlık : Teras
Yorum : vantilatörün çevresinde dönüp duruyordu şeytan tüyü. Ne onu alıp tutmaya ne de atmaya kıyamadım. Kıyılmıyor bazen....Sonra ki günlerde
zayıfladığımı hissettim. Aylar sonra bir mağazanın vitrinine bakınca.
Enteresan bu ben miyim? Meğerse ben mişim! Şaşırdım doğal olarak.
---------
:)
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-04-23 08:36:52
İsim : önemli mi...
Başlık : Yazmak...
Yorum : yazmamak. Galiba meselemdi. Son yıllarda meselem dediğim kendimdeki parçayı unutmaya başladım. Artık meselemden öteye geçti.
Kuşkusuz yazmamaktan keyif almaya başladım. Küçük telli bir defter.
Kırık bir kaç satır. Dolmamış bir telli defter ne kadar sitemkarsa artık.
Piyasa işi siyah bir poşetin içinde. Minicik minnacık bir dört duvar arasında. Askıya asılmış vaziyette. Kulaklarımı sağır ediyorum o uğuldamaya başlayınca. Çekiyorum kapıyı. Sidik kokan merdivenlerden
sokağa çıkıyorum. Unutuyorum geride ne bıraktımsa ne bırakılmışsa...

Şiir gibi yaşamama gerek görmüyorum. Bol bol manzara var çevremde.
Bol bol insan. Hangisine dokunsam?

Kadın,
-Neden gülüyorsunuz ? dedi.
-Güvercinlere dedim.
-Aaa güvercinlere güleni ilk kez görüyorum dedi.

Düşünsenize bu kadına aşık olunur mu?
--------

Şiir gibi bakan kadınlar
Şiirden anlayan adamları sevmeli.
Sevmeli ki, ziyan olmasın o mısralar..
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-07-08 06:21:04
İsim : önemli mi
Başlık : temmuz
Yorum : yaşlı cadı sıcağın ortasında. Reklam flamasıyla birlikteyim. Elinde tuttuğu torba şirketin torbası. Görüyorum. Yaklaşıyor pazen giysilerinin pervasız renkleriyle. Çatlamış iki yumurtanın yerine yenilerini veriyorum. Yaşlı cadı, gelinim sevmez, yeni doğan bebeğine
yediremezmiş. Gelini sevmiyor. Oruç tutmuyor musun? Bu sorduğu soruyla beni de sevmiyor. Evladım Müslüman değil misin? Bu sorduğu soruylaysa benden nefret ettiği kesin. Devam ediyor yaşlı cadı, ben bir daha gelmem sana alışverişe. Bu cümleyle beni öldürüyor...
...
el kadar bir serçe el kadardan da küçük bir kelebeğin peşinde. Kimse
vahşeti, acımasızlığı görmüyor. Rutinleşmiş yaşamı sindirmişlikleri var
epeydir. Serçe yabani badem ağacının dallarının altında neredeyse yavaş çekimde. Kelebeği yakalamak için, hızını kelebeğin hızına ayarlıyor. Sonunda kaldırımda park eden bir arabanın altına giren kelebeği didiklemekte. Ben duyuyorum kelebeğin çığlıklarını...
...
işin açıkçası ben sizden hoşlanmıyorum. Bundan sonra ben yokken gelin yumurta almaya. Yüzsüz. Yediği kazıkların sıkıntısı var içinde biliyorum. Neden? Neden mi? Hanımefendi ne zaman gelseniz hep aynı sözcükleri konuşuyoruz. Ve inanın ben sizden ve aynılıklardan da
bıkmış durumdayım. Şikayet edeceğim sizi. Saygısız! Yüksektekiler aramadığına göre, yararlı bir eleman olduğumu anlıyorum...
...
Neden bu kadar çok yazdım? Bir de ayrıntılı yazmam gerekseydi!


----
Önemli :)
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-07-10 06:01:08
İsim : Önemli mi
Başlık : sadece anlar
Yorum : Henüz bir kimlik oluşturmadım, hatta hiç yakıştırmadım ruhuma. Ruhum zaten, özellikle sabahların erken saatlerinde dingin ve bana kalırsa kimsenin bir türlü kavrayamadığı özgürlük gerçeğine sahipti.

Bu tan açılmamış zamanlar benimdi. Okumaktan, çok afedersiniz eşek gibi çalışmaktan yazmaya fırsat bulamayan benim dediğim, bana ait anlardı. Okumayı ve çalışmayı yazmaktan daha çok sevdiğimi anlamış olmam yıllarımı aldı. Yine de uzun uzun yazmak isterdim. Yorgunluktan
zırt-pırt başım düşmese masaya iyi olurdu...

Bu saatlerde
İncir ve ıhlamur kokuları eşliğinde dünden kalan yağmur beneklerini de
manzarama eklersem bana yeter de artar...
------------
İncir ve ıhlamur kokuları....
Yazının en can alıcı yeri işte burası.
Ben en çok cırcır böceklerinin sesini seviyorum.
Annemle yürüyüş yaptık biraz bugün.
Semizotu topladı.
Kuşların renkli cıvıltılarını dinledik uzun uzun..
Şimdi bahçede kendini bilmez ğçdört civciv var.
Habire kapıları zorlayan.
Aldım içeri.
Biri masanın üzrerinde,
Diğeri sandalyenin.
Ben yazdıklarını okuyorum.
Onlar konuyor..
Hayatı ertelememeli. :)
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-09-09 00:17:36
İsim : önemli mi...
Başlık : Öyle veya böyle...
Yorum : Değiştirdim. Belki de hep böyle ya da ne fark eder, öyleydim geçmişimde de.

Penceremden artık nasıl bir lacivert olduğunu bile anımsamadığım gök yüzünü seyrediyorum. Sis var. Ay da yıldızlarda ve doğudan batıya veya tersine yol alan minicik uçakların yanıp sönen ışıkları da bana
eskisi gibi çekici-cazip gelmiyor.

Değiştirdim. Çöp toplayıcısına kızıyorum haykırmasızım. Kalakaldığımla baş başayım. Ne yüreğim dalgaları özlüyor ne de o köpüklü yosunlu iyot kokulu fırtınaların üstüme sıçrattığı köpükleri.

Koca çöp kutusundan çöp poşetleri bana bakıyor. Kızmalıydın der bakışlar alnımı geriyor. Çünkü hepsi kaldırımda kaldılar. Çöp toplayıcısı anladığım kadarıyla özgür takılıyor. Hayalimde pisliği öldürüyorum. Rüzgâr atletini giysen artık. Giymeyeceğim. Yarı çıplak
duracağım bu gece. Üst kattaki hanım halıları yıkamış. Halıların ıslak kokularına sunduğu baygınlığa dayanmak için bir sigara daha sarıyorum.

Değiştirdim. Bu kez soda ve eski kaşar katık yapıyorum. Gerginim.
Gevşemek bana göre değil. Soda ve eski kaşar. Öyle diyorum ikisine.
Ulan ben olsam hatunu deniz kenarının kupkuru manzarasına götürmezdim. Kurumuşlar bunlar. Kuru ve sıkılmışlar artık.

Evlilikleri dayadıkları döşedikleri evleri hepsi her ikisine de gülüyorlar.
Milletten bol bol mutluluk temennileri alıyorlar. Şekerimler canımlar ve en önemlisi de ve en gerçeği de işte sizi böyle görmek istiyoruz. Yalandan kimse ölmez. Ama yalandan huzurlu yaşamak aşka hakaret olur. Tıpkı yüreklerini birbirlerinden gizlemeleri gibi. Ben mi?

Değiştirdim. Aralarından çıkalı çok zaman oldu. İnanın. İyi de bu da tarafımdan onaylı yalan oldu. Demek ki onlarca çıkmamışım. Onlarda kalmam iyi oldu. İntikamımı kalmam alır benim yerime...

Gerçek. Eski kaşar soda ve çekirdeksiz İzmir üzümü.

Gerçek. Sabah altı. Tavada kızarmakta olan iki yumurta. Demli çay.
Balkon ve artık bahçemizi işgal etmiş olan asmanın uzamış dalları...
------
Bu aralar bir de incir yemeli ve kızılcık şurubu içmeli..
Yoksa eksik kalıyor fotoğraf.
Hani değiştirsen de kanalı..
Tadından mı desem..
Renginden mi..
Bir yerleri boşluk kalıyor.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-09-12 22:35:41
İsim : Önemli mi
Başlık : Düzlemde...
Yorum : Hep merak eder dururum. Yeniden dirilsem yeniden ete kemiğe damarlara kana kırmızıya mora tene kokuya ruha tere dönüşsem...
Son yıllarda moda oldu. Yapılandırma. Yapılansam imarlansam
adalansam parselensem ve sınırsız olsam mı? Evet en önemlisi de bu olmalı sınırsız olmam...Benden iyi malzeme çıkmaz. Temelimi kazan
o temelime kazmayı küreği vinci süren toprağımı acımasızca dokuyan,
kanatırcasına silahla atomla üstelik aşksızlıkla süren ruh, eminim artık
benden daha da beter ruhsuzdu...

Halikarnas Balıkçısına selam olsun öyleyse. Hikayelerinden yola çıkarak cenneti kucaklıyorum bir düşte olsa.

a/

Sonuçta, en sonunda yaşlı cadı konuştu. Otuz yumurtadan ikisi sağlam
çıktı. Yirmisekizi çürüktü. Anacım getirseydin. Çöpe attım. Bir ay olmuş. Hangi ilçenin hangi çöplüğünde? Yumurta almaya geldim. Evladım bu kez çürük vermeee! Cadının dudaklarına yapışasım dayanılmaz bir hal almaya başladı. En azından Sevda denen hatunu
düşlerim yapıştığımda. Olmadı. Düşte kaldı. Kestirmeden gittim. Şirketin yumurtaları sana yaramaz. Başka yerden al....

b/

Bana en güzel en taze yumurtayı ver. Senin ne özelliğin var? Üstelik erkeksin. (Hani dişi olsan eyvallah derim de...) En taze en güzel yumurta çarşambaya gelir. Umarım kavuşursunuz...Oldu. Gelirim...

c/

Babam hep sizden alıyor. Sarı yumurta. Ama kokuyor abi. O halde ne baban ne sen bizden almayın. Market var karşıda. Lütfen ( çünkü genç henüz) oradan alınız. Ben bile ara sıra marketten alıyorum. Hatta aylık
iki koli yumurtamı bile iade ediyorum. Fukaralara versinler diye. (Gerçi köpeklere atıyorlarmış...Olsun. İtlerinde canı var...)
Ama abi sen yine de yumurtayı ver. Neden? Alıştık sizin yumurtalara.
Bağımlılık mı yaptı canım? Abi yeminle şaka gibisin...

...

Halikarnas Balıkçısının hikayelerinden başımı kaldırdım. Kollarımı çevirip başıma parmaklarımla yastık yaptım. Koltuğuma yaslandım.
Kaldırıma düşen güneş yağmurunun sicimlerinin sıçrattığı damlacıklara daldım. Eskiden toprak kokardı. Şimdi sadece taş ve çirkeflik kokuyor. Gözlerimi kapadım. Geniş incir yapraklarına değen
dirseklerimde yaprakların kokuları kalmış. Ruhumla soludum...

Anne bunlar ne? Kızılcıklar yavrum. Yenir mi? Acı ve mayhoştur.
Arka bahçede incir var. Anne incirlere kıyamam ben...Biliyorum.
Çözemediğim tanımakta zorlandığım evladım. Neden öteki kardeşlerine
çekmedin ki? İşimi kolaylaştırırdın değil mi?

Kızılcık kıpkırmızı. Isırdım. Ama yutmadım...
------
İyi ki yutmamışsın kızılcığı,
Çekirdekleri boğazında kalsa ne yapardık kimbilir.
Önceki hafta dalında,
Önceki gün pazarda gördüğüm kızılcıklar,
Dün sabah ablamım masasında hoşaf olmuştu.
Şöyle bir bakıştık biraz.
Orada bile güzelliğinden bir şey kaybetmemişti.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-09-14 22:26:22
İsim : önemli mi...
Başlık : Yolculuk...
Yorum : Marks şu ünlü Kapitali yazmasaydı her halde yukarı da yazılan " Gitmek " ile ilgili satırlar da olmazdı. Duygular-Hüzünler-Terk etmeler-
Kavuşmalar- Şu konuşup durduğumuz İncirler ve kokuları-Yağmurlar-
Fırtınalar-Denizler-Bilmediğimiz hayatlar ya da bildiğimiz hayatlar-
Düşler- Doğumlar-Ölümler-Doğa manzaraları- vs...

Karşı duruş demeliyim. Maddeye Felsefeye Mantığa Demire Ezilmeye...
Yine de tüm bunların karşısına "Aşk " her zaman dikildi ve dikilmeye de
onuruyla devam ediyor.

İnsanlar hayat pahalılığından konuşurlarken bile emin olun duygusallar. Çocuklarını evlendirirlerken hazırlıkları yapılırken bile kendi yaşamadıklarını çocuklarımız yaşasın derdindeler.

Peki Marks kötülük mü yapmıştır? Ezilenler daha çok ezilsinler mi diye yazmıştır? Göçük altında kalan işçilerden artık kimse konuşmadığına göre Marks gerçekten ya anlaşılmamıştır ya da göçük altında kalanlar
zifiri karanlıkların kurbanları olmuşlardır.

Örneğin; hıyarın biri yıllar önce ( yakın dostumdur diyelim ) Makarna Toplumu olduğumuzu açıkça yazmıştır. Hem de Kurban Bayramı arefesinde. Bu hıyarın aylık gelirini düşününce şu veya bu
kendini beğenmiş Halkçı-Sosyalist' lerden olduğu gerçeği bana çok dokundu. Ben de hıyara karşılık verdim. Marks' çı düşünceye pek uygun olmasa da, bazı hıyarlar parasına kıymalı, her sene iki-üç buyuk baş kesip fakire dağıtmalı, bu bazı hıyarlar sayesinde et yiyen fakirler zekileşir haklarını savunur ilime bilime matematiğe akılları erer ve bir kaç üniversite bitirip makam sahibi olurlar böylelikle gerçek paylaşım neymiş öğrenmiş olurlar gibi...Hıyar araya bayağı mesafe koydu...

Evet yukarıdaki " Perdeler" aslında bir isyanın tanımı olarak yazılmış olabilir. Gitmek bir anlamda kaçmak değildir...

Bu arada tan vakti doğu da görünen yıldızın da Venüs olduğunu öğrendim. Öğrenmenin yaşı yok da Afrodit olsaydı daha iyi olurdu...

Gecikmiş olsa da Günaydın size de...
--------
Alışmaya mı başladım yazılarına acaba?

***

Marks mı dedin? Onun ne suçu olsun... İnsanoğlu habire sermaye kuyuları açıyor. İçine de insan gömüyor. Bazı çukurlar yerin altında. Bazıları da yerin üzerinde. Yerin altındakiler çürüyor. Sen bir de yerin üzerinde debelenenleri gör.

Kurban bayramına gelince. Bir vejeteryan olarak yorum yapmasam daha iyi olur sanırım :)

Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2015-11-12 08:24:10
İsim : önemli mi
Başlık : Kırlangıçlar bazen gülümser...
Yorum : Fransız çiftin kaldığı pansiyon kapısının numarası tamıtamına yaşlı, balık tutma meraklısı, üstelik yaşından beklenmeyecek çeviklikte,
balık avına çıkmadığı günlerde bakımlı albenili kadının yatak odasının
penceresine bakıyordu. Kapı numarası basit bir numara gibi görünse de insanın usuna bir sürü şeytanlıklar takıyordu. Benim kapı numaram
Fransız çiftin kapı numarasının iki fazlasıydı...

Üzümlerin ve incirlerin olgunlaştığı narların ise yeşilden ağır ağır kırmızıya dönüştüğü balıkların kayalıkların dibinde ve açıklıklarda bol bol oynaştığı bir mevsimde salt iş olsun diye gelmemiştim ama...Kırılan
dağılan bir kaç kurşundan sonra tuz kırıntılarına dönen bedenimi yeğnikleştirmek duyuncumu hafifleştirmek içimde sürekli devriyeye çıkan hüznümü sinirlmi hatta kızgınlığımı yatıştırmak için sanki öte dünyadaymış gibi yurdumun en uzağında olmasa bile sakin sayıla bilecek yöresine kafamı dinlemeye gelmiştim. İyi de yapmıştım ama
bazen kendimi kazaya sebebiyet vermiş külüstür bir otomobil belki
meşhur Anadol gibi mukavvadan yapılmış, kazadan sonra bana hiç bir şey olmamış mukavva bedenim zarar görmemiş duygusuna da kulp
takmaktan yorulmamıştım. Zarar görmüştüm oysa. Örneğin kalbim!
Yediğim kurşundan sonra dağılmamıştı dağılsaydı iyi olurdu ama dağılmamış, kalbimin merkezindeki delikten başlayan çatlaklar solgun
güneş ışınları gibi her yanımı sarmıştı. Çatlaklar...

Hayatımda bana kazık iki çatlak vardı artık.

Bir sabah henüz güneş doğmadan iyot kokusu geçmeden palmiyelerin nemleri kurumadan çat kapım çalındı. Kalktım. Açtım. Karşımda yaşlı
kadın duruyordu. Bir kolunda balık sepeti bir kolunda uzunca oltası.
Gülümsüyordu. Sersemceydim.

" Serseri altına bir şey giy! " Nasıl da utandım nasılsa şaşırdım. Neremi kapatsam nereye kaçsam bir an bilemedim. Fırladım. Nemli kotumu aceleyle çektim. " Özür dilerim...ben..şey...sıcaktı!" " Kapa çeneni. Fermuarını çek. Takıl bana. Bu gün sana balık tutmasını öğretecektim.
Unuttuğumu mu sandın?" Oysa ben iki önce öylesine söylemiştim. Mangalda ızgara yaptığı balıklardan bir tanesini bana sunarken. Ve o gün lafını da esirgememişti. " Geri zekalı zekalı bakma. Çatal bıçak yok.
Parmaklarını kullan!"

Kumlu çakıllı yolda insanı çılgına çeviren incir ağaçlarının kokularıyla
yürümeye başladık. Kolundaki sepeti koluma çoktan takmıştı.
Sonra mırıldandı.
" O salak Fransızlar sürekli çıplaklar. Az önce de çıplaktılar. Utanmıyorlar hiç. Çevre de uyuyan mı var erkenden kalkan mı var? Perdeleri de camları da açık. Ha bire sevişip duruyorlar!"
" Siz ne diye bakıyorsunuz? Bakmazsınız olur biter değil mi? Rotgencilik ayıp..." Şuh bir kahkaha attı.
" Benim canım yok mu? Ya senin genç adam?"

X şehrinin x yöresinden ayrıldım on gün sonra. Bana garda ekmek arası köfte biber ısmarlamıştı. Biberler öyle acıydılar ki, kendi şehrime
gelene kadar bu acılıklar damağımdan geçmedi. Garda otobüsüme binmeden dudaklarımın kenarına ıpılık bir öpücük kondurduktan sonra,
" Acı iyidir genç adam. Seneye geldiğinde tatlısını ısmarlarım." dediğinde yine şuh bir kahkaha atmıştı.

Bilmiyorum...Mutlu muyum?

Bir kaç ay sonra bir telgraf geldi. Kızı şöyle yazmıştı.
" Biricik annemiz onca uyarılarımıza rağmen fırtınalı hava da balık avına çıktı. Görenlerin dediğine göre kayalıklardan dalgalı denize düşmüş, koşup baktıklarındaysa annemizi görmemişlerdi. Sahil güvenlik iki sonra annemizi buldu. Kumsal ve deniz çok sakindi. Gözleri açıktı. Parlaktı. Ve sanki sizi bekliyor gibiydi..."
-----------
"Mutlu muyum?"
yerine
"Mutlu olmak için ne yapıyorum?"
Diye sorulabilir mi acaba?
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2016-11-20 08:14:23
İsim : önemli mi
Başlık : Havalar
Yorum : Melodisiz yazı yazmak önemli. Aracısız-Üstelik Tasasız. Mobilyacılar sitesinde hamallık yaptığım sıralar; büyük T' ye isyan bayrağım yoktu ama bir başka şeyimi kaldırarak;
- Senin boyunduruğun altına girmektense ( takım elbiseli, kravatlı, tıraşlı, tebessümlü, arkadaşlarına karşı yalakalık vs...) hamallık yaparım daha iyi demiştim. Pek kızmıştı.
- Seni o kitaplar böyle yaptı yapma etme gel beni yalnız bırakma demişti ama, ben;
- Annemizi çok yalnız bıraktınız kadın kahırdan kahrından öldü dediğimde, şaşırmadım verdiği yanıta,
- Çok işim vardı. Vaktim olmadı...işte o zaman ki kızgınlığımı intikamımı
böyle alarak hadi eyvallah demiştim...

Konumuz bu mu yani? Yanıldınız! Konumuz;

Karadenizli Hüseyin ile Çankaya- Yıldız' a bir kaç parça eşya götürmekle ilgili. O zaman Yıldız tarafında in,cin yok. İti bağlasan durmaz, dağ başı...

Tarlanın ortasında iki katlı bakımlı evi çakılların üstünde hoplaya zıplaya sonunda bulmuştuk. Ev dediysem bakımlı. Minik saray yavrusu.
Dağ başında bir saray yavrusu. Adres tamamdı.

Eşyaları indirdik üst kata çıkardık. Salon değil sanki kütüphane.
Kocaman pencerenin önünde sallanan koltuk. Kenarında dibinde sehpasının üzerinde dergiler gazeteler ve Rodrigo. Gitar konçertosu...
Bilmiyordum. Sordum öğrendim. Mark Knopfler dinliyorum o aralar. Ünlü Dire Straits' ı...

İşimiz bitti. Dolgun bahşişlerimizi istemez yan cebimize indir havasında
aldık. Bu sakallı uzun saçlı tip yazı yazıyormuş. Eee dedim dayı yazıyla müzik ne alaka? Olur mu dedi? Olmaz mı? Olmaz evladım. Yazsaydın sen de müzik dinlerdin gibi bir şeyler geveledi. Bu arada birer düble Tekilamızı da içtik. Eyvallah deyip çıktık. Usumuzda bir tek Tekilanın tadı kalmış...

Yazı sessizlik ister...Bu nedenle sessizliğin müziğine dokunamazlar.
-----
Günaydın.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-05 18:08:27
İsim : Bir Deli
Başlık : Yazı sessizlik ister...
Yorum : Yazı sahiden sessizlik istiyor.
2010-2015..
Epeyice sessiz bir dönem...
Teras'tan yazmaya gelmek epeyi zaman almış.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-11 06:29:03
İsim : önemli mi...
Başlık : Bantlar
Yorum : Bir şey olur. Aniden boşalır mevsimler. Aniden canlılık karışır ve asma kilitleri aniden severler erken saatlerin kırağıları.

Merhaba der biri. Ben geldim ve şu Oğuz Atay' ın kitapları ( Korkuyu Beklerken- hariç ) berbattır.

Oysa elektriksel çarpışmalar yoktu - usumuzun sahilleri dingindi-dalgalar tuzla aşınmış kalasları bir şey yokken yığmazlardı usumuza.

İnsanlar otururlardı ama güneşin ne batışını ne de doğuşunu izlerlerdi.

Allah Korkusu burun deliklerimizden; tıpkı beyaz hayaletler gibi süzülüp, kalbimize teşrif etmezlerdi.

Bir Meksikalı ile bir Türk evrenin rahminde karşılaşırlarsa yaşam pek sıkıcı gelmeyebilir. Sonuçta tepelerinde uçan Deniz Kartalları ve Akbabalar var. İki devasa kanat özgürlüklerinin simgeleridir.

Aniden bir şey olur. Kurguladığınız planladığınız günleriniz aylarınız hepsi ama hepsi tümüyle boştur...Fırtınaya karşı yürümek ve o güçle dost olmak aşk olmak sevgili olmak dururken neden şimdi fırtınayı küçümsediğimizi anladık? Çünkü fırtına uyarılarına kulaklarımızı tıkasak iyi-tüm duyularımızı da tıkadık...

Telefon belki altı kez uluyor. Açılıyor ama ahizenin düştüğünü duyumsuyorsunuz kıvrık sipiral kordonunun ucunda sallandığını ve masanın yan tarafına çarptığını işitiyorsunuz...

Kız öyle bir zorlukla ahizenin ucundan sesleniyor ki, - Çok yorgunum çok yorgunum ne olur sonra arayın...

Sizse sadece boğazınıza takılmış olan üçlü kancayı yutmamak için;
peki diyorsunuz...Sesiniz şehirde bir binanın bilmem ne kaçıncı katında duyuluyor mu ya da duyuldu mu bilmiyorsunuz?

Peki sıkıntınız ne? Kapınızın önüne güvercin sıçması mı yoksa Aniden Bir Şey Olması mı?

Ya Önceliğiniz Öncelikleriniz ya Kanınız...

Seçim sizin!
------
Gelincikler başka bir hal aldı bahçede. Tek tek yeşil otların arasından sıyrılıyor, başlarını uzatıyorlar gökyüzünün mavisine dokunmak istercesine. Sanki çocukluğum onlarla birlikte yeniden yeşerdi. Ellerinde mavi taşırdın sen. Alabildiğine gelincik sarkınca dağların yamacından su olurdun kuraklığı gideren.

Bir yanda biliyorum ömürleri fazla değil, güneş daha fazla yakmaya başladığında o kırmızı görkemli duruşlarından ödün verecek ve boyunlarını bükecekler, bir yandan da onları görmek isteği. Bir kaç dakika mola versem de yanlarına gitsem diye bakıyorum.

Söyledim; açık açık. Biliyorum gideceğinizi. Fakat sizinle birlikte olmak en azından kısacık bir süre bile olsa yanınızda olmak için, bastırarak yok olma duygusunun yaratacağı hasarı, adım atıyorum size.

İçlerinden biri çok güzel gülümsüyor. Bakınca yaşadığımı hissediyorum.
Bu aralar bir de sıcaklar bastırdı. Onlara su götürüyorum giderken.

Damarlarından yaşam akıyor. Bir kaç damlasını taşımak için sana yeniden yeniden yazıyorum.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-14 07:44:23
İsim : önemli mi...
Başlık : Oğlum
Yorum : Bedenimi mekanlarla doldurmaya çalışan yılanların; kazma- kürek-
kepçe işiyle uğraşanlardan pek farkları yok. Tek sıkıntıları temel açmaları. Bedenimde uygun yer arayışları ve bu yerleri bulurlarsa, hemen, zaman geçirmeden işe girişmeleri...Bu aletleri acemice de olsa her sallayışlarında sevinç naraları atmaları...Zaman benimle birlikte (-kayaların bariyerlerin kayalıklı derin vadilerin aralarından- ) akınca, zavallı bedenimde bu darbelere karşı tepkisizlik kararı almış durumda.
Artık öyle bir hal almışım ki farkında olmadan acı nedir açıklamasına vereceğim yanıt kolaylaşıyor; sayın doktor acı mı dediniz? Acı tepkisizliktir duyumsamamaktır artık...

Oysa yanlış zamanda yanlış yerde vuruldu. O kadar çok konuştum. Konuşmuş olmalıyım. Çünkü saatlerce tavanda dönen pervaneye gıcırtılı sesine katlandığıma göre buz gibiyim demek ki.

Tekme vurduğum kristal kül tablasının ağır ağır ağrı dağına tırmanışını sonra katılaşmış kara çarpışını sonra şaşkınca aşağıya kayışını izlemek bana müthiş zevk veriyor.

Oğlum bir şeyin eşiğinden döndü. O bir şeyin milyonu bana geçmeli hem de hemen...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-17 06:36:16
İsim : önemli mi
Başlık : Konuşmalar...
Yorum :

............................................................................................Günaydın...


Bu kadar çok ciddi durmanın travmaları da ciddi yaşanıyor. Bireyin
birey olarak kendi birey duruşuna karşı birey olarak savaş vermesi gerçeği tüm çıplaklığıyla görmesi-yaşaması sonucunda; belirgin bir şekilde üzüntümüzün katlanışına tanık oluyoruz...

Değer mi?

Oğlum tıpkı babası gibi tüm bu dünyayı rezil edenleri; yaşayarak içlerine girerek tüm pisliklerini-çirkefliklerini-hastalıklarını aşama aşama öğrenecek.

Ve gün gelecek asıl satılmış köpeklerin kimler olduğunu anlayacak. Ve gün gelecek bu mücadele içinde gülümsemesini asıl kendine ait gülümsemesini öğrenecek. Ve gün gelecek tıpkı babası gibi; ben diyecek bu çamaşır iplerine asılı robot mandallar gibi olmayacağım.
Ve gün gelecek; uçsuz bucaksız sahillerde sevgilisiyle el ele tutuşup gezerlerken güneşin batışı kadar doğuşunun da olduğunu bilecek; Ve gün gelecek, kısacası UMUDU YÜREĞİNDE TUTACAK...

Oğlumu ve oğullarımı pazarlık masalarında kurban edemeyecekler. Hele ben hayattayken asla olmayacak böyle bir şey.

Oğlum gülümsemesini öğreniyor. Yeni ve taze. Yabancısı henüz ama öğrenecek öğreteceğim...Tohum-tomurcuk açacak ve yere sağlam basacak...Toprağa tapacak yedi renge gitar soloları çekecek...

Bu gün başka versiyonlarla örülen duvarları tıpkı zamanında yıkılan duvarlar gibi arkadaşlarıyla yıkacaklar...Pink Floyd ve The Wall çıkış noktaları olacak...

------
Günaydın.
Öfkeyi daha ince bir üslupla eritebilecek yetenek de var oysaki.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-25 17:24:43
İsim : önemli mi...
Başlık : Vesaire
Yorum : Mavi mineli oval...minik hapı kahveyle yuttum. İkindi vakti Mayıs ayının
yağmur kokulu bulutları gibi yüreğime çöktü. Dinleyeceğim bir şarkı vardı. Erteledim. İkindi' den sonraya kaldı. Pencereleri kapatıp, cep telefonumu susturup, belki ağlarım umuduyla...o şarkı.

İmla kılavuzu bile yetersiz. Külüstürüm bu sıralar. Külüstür bir yalnızlığım var. Oysa tüm çöller deniz olsaydı yetersiz damgasını tarafımdan yemiş olan imla kılavuzu; - Ulan Kuzey-Güney-Doğu-Batı
şu yöndedir derdi. Dalgaların üzerinde hoplatır-zıplatırdı külüstürlülüğümü. Ah Allah' ım! Sonunda bir sığınağım bir toprağım
bir hücrem olurdu belki de çatısı olan buluttan bir kulübe...

Bütün eşiklerden ben geri döndüm. Bütün eşiklerde o kadınlar kaldı
şaşkın ördek bakışlı.

Genç adam; Ebru naber dedi? Ebru umursamadı bile genç adamı. Beni tanımadın mı dedi bu kez? Ben Murat! Liseden arkadaşın! Ebru tınmadı bile. Git işine be dedi Ebru! Genç adam kalakaldı oracıkta.
Tüm bu konuşmaları duymuştum. Tanınmış bir marketten çıkmıştım.
Markalı torbasının içinde öğünlük bir yoğurt bir kavanoz közlenmiş kırmızı biber vardı. Genç adama yardım edemedim. Etseydim belki de bozulurdu. Ebru orospusuna değmez genç diyebilseydim keşke...
Elimdeki torbayı olduğu gibi çöp tenekesine attım. Satış noktama döndüm...

Doğum gününü kutlayan bir orospu daha var doğrusu dündü...Çevresinde emekliye ayrılmış kokoş karılarla beraber. Çocukları yok. Kocası yok. Deniz manzaralı dayalı-döşeli evi yok. Ama hani reklamı var. Her şeyiyle çıplak her şeyiyle adi her şeyiyle katil...

Bir alttaki reklamında. Oğlum diyor mezuniyet gününe hazırlanıyor.
Hani oğlu bilse annesinin ne malın önde gideni olduğunu fena olmazdı.
Senin yapamadığını belki oğlu yapardı değil mi?

İmla kılavuzum yetersiz. Kırmızı ipli. Siyahla kaplı. Attığım bir çapa vardı. Emre Aydın Buralar Yalan derken o çapayı sarmaya başlıyorum.
Çöldeyim. Bir akrebin yalnızlığına ortak olmuşum artık. Bazen her şeyi
yoluna koydum işte...dediğim an da...her şeyi yoluna koymadığımı anlıyorum...
...
Bir kadına sulanıyorum. Salyalarım akıyor...Tam da önerimi iletecektim. Olmadı. Haftanın üç günü diyalize esir olan ablamı tanıyor.
İyi mi? Hem de Cici Annem demez mi? İyi mi? İşin garibi annesi Yıldız' ı ben de tanıyorum iyi mi? Neresi iyi bunun! Elbette değil...

Elbette değil sahibim! Çünkü Gerçekten Buralar Yalan...
...

Uzun zamandır yazı yazarken sigara içmiyordum. Hazır kimseler yokken hem hap hem kahve hem de sigara...Üçü bir arada...

Oyalanıp duruyorum. Bekliyorum...

Hep aynı şeyler işte- Uyku hapı-yalan dolan gülümsemeler hem sen tanırsın beni ne yapsan ne söylesem geç kalmışlık hissi...vesaire vesaire....( söz Emre Aydın )
------------
Hep aynı şeyler.. iki satıra gömülüp saatlerce beklemeler..
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-07-23 23:58:25
İsim : önemli mi...
Başlık : helezon
Yorum : yazarken öldüğümü yazmazken yaşadığımı düşünemiyorum artık. her şey durdu sanki. gecenin ortasında kulaç atan bir bulutun bile dili sustu. aşındırdığım kaldırım taşları yenilenirken korku dolu gözlerimi gözlerimin rengini çözmeye çalışırlarken yakaladığım anları biriktirmeye başladım. öyle ya tutumlu olmalıyım. har vurup har harcamak yerine beynimde kalan son ışık kristallerini de dağıtmamalıyım. yumruklarımı bile idareli kullanmalıyım ya acıyı ah evet acıyı bile çarçabuk tüketmemeliyim. parmaklarım avuçlarıma baskı yaparlarken yeniden düşünmeli. uyku beni kandırmamalı hadi uykun geldi uzan dememeli. peki ben izin veriyorum uykuya hadi diyorum kör olası uykumu getir. gözlerim kapanmalı duvarlar uğuldamalı tuğlalar akmalı çıplak bedenime. bedenimde mercan eriyikler dolaşmalı ama yeteneklerimi-irademi kullanabilirim örneğin uykudayım kabus görüyorum...kabuslarıma yön vermeliyim ezilmemeliyim. gözlerimi ansızın açtığımda kalbim küt küt atmamalı artık soluklarım kesilmemeli...işte böyle olmalıyım. düşerime-kabuslarıma kendimi aşındıra aşındıra törpüleye türpüleye yön vermeliyim. sırrımı kimseye anlatmamalıyım. sırrım ben de kalmalı. soranlara bilmiyorum demeliyim. düşsüzüm kabussuzum ben demeliyim. insan istedi mi düşlerine yön verebiliyormuş demek ki. ilk otuz dakika da gördüğüm düşlerime artık kızmıyorum. tam uçurumun kıyısındayken tam düşecekken artık sırtıma dokunan parmaklardan korkmuyorum. o sahibi belli olmayan parmaklarla yüz yüze geliyorum. kim ki onların sahibi? merak etmiyorum. o parmaklara döndüğümde sahibinin sadece pembe topuklarının temizliğini görüyorum. bunu fark ettiğindeyse konuşmama fırsat vermeden hızla dönüp uzaklaşıyor. sıcaktan yanmış, kurumuş, dikenli otlara basa basa anladığım kadarıyla canı da yanmıyor. ya çok kederli ya da alaycı biri...

küskün bir maymun gibi saatlerce balkonda otururken buluyorum kendimi. çocukların acımasızlığına tanıklık yapıyorum örneğin. bir kaç kayısı için orta boy kayısı ağacına haşince saldırıyorlar dallarını
gövdesinden ayıra ayıra yapraklarını yırta yırta. içimden analarının vajinalarının dudaklarını ayırmayı babalarını kıçlarından kazığa oturtmayı hem de onların gözleri önünde bu eylemi yapmayı geçiriyorum. şimdi ben de galiba buna ironi diyorlar acımasız hain hatta sadist mi oluyorum? örneğin davacı olsalar; hakim-savcı dese ki; neden çirkince davrandınız gibi; ben de desem ki; siz kayısı ağacı mısınız? asın bu sadisti!

tüm yoksullar birbirlerini öldürürler. bir filmin sahnesindeyim. elbette seninle ben yokuz ama ortada
yaşanan gerçek bir olay var.

yıkılmış gecekondulardan kalan molozlar temizlendi. aliminyumlar demirler saclar odunlar toplandı. geriye kalanlarda da yabani otlar bitti.

artık göçmenlerimiz var. yadsınamaz bir gerçek. artık göçmen çocuklarımız var. o molozları siper olarak kullanıyorlar. aralarında husumet olmalı. birbirlerine kocaman yumruk kadar taşları fırlatıyorlar.
o taşlar kafalarını sıyırıp geçiyor. bazılarının sırtlarına çarpıyor ama öylesine kin dolular ki korku duygusunu aşmışlar. artık o çocukları iktidar temizlemiyor. artık o çocukları anaları varsa anaları da temizlemiyor. öylesine sidik ve bok kokuyorlar ki anlatılmaz. sudan uzak yaşıyorlar. iktidarın işi bitti nasıl olsa. eğer o çocukları alıyorsan ilgilenmelisin.

tüm yoksullar birbirlerini acımasızca öldürürler...birbirlerine düşman belletenler çekilip seyrederler...

bir kaç gündür ofisin kapısında küçük reklam kartlarını görmüyorum. mavi kırmızı yeşil ve pembe...Hülya-Fadime-Eylül-Bahar...cep telefonlarını anlaşılan ortak kullanıyorlar. kartlarda özenle; ( oteller gibi ) "HER ŞEY DAHİL-HERŞEY SERBEST" yazılı...

...

iki kayısı çekirdeğini gömdüm toprağa. biri filizlendi. sabah akşam büyümesine tanıklık yapıyorum.
en azından bir yanımda kırıntı kalmış. insanlık-bağlılık gibi...yakın zamanda sık sık nerelisin gibi saçma sorularla karşılaştım. ve bu soruyu soranlara gerçekten tuhafça baktım. örneğin biri Elazılıymış biri Çorumluymuş... birine hemşeri çıkacaksak karını mı vereceksin demedim ama kızını mı vereceksin dedim? öteki gençti. giderken döndü demek ki öyle abi dedi. Öyle dedim...merak etme kardeş...
artık sevgi-barış-kardeşlik cumhuriyetinde yaşıyoruz...

...

tekrar tekrar ötüp duran telefonu açmak zorunda kaldım. diyaliz kokulu ablama telefonun sesini duymadığımı masa da bıraktığımı söylerken yalan söyledim. yine de kıvırdım. özür dilemez. sadece özür dilemek yerine geçen konuşmaları yapar ve bayağıda ustadır bu konuda. öenmli olmadığını söylemek
zoruma gitse de diyaliz kokulu ablama kızamazdım elbette. oğlu yeniden dönmüş arabistana. çocukların
yani torunlarının vatandaşlık işleri varmış. hanımı torunları yanındaymış. dört çocuk. daha yaparlar diyor diyaliz kokulu ablam. anneannesine çekmiş bu oğlan. tıpkı asiliği o. sen de benziyorsun ama
dört beş çocuk yapmak zorunluluğun yok nasıl olsa değil mi? ekonomiksin sen biliyor musun diyor?
hep öyleydin ekonomik kardeşimiz...bilmem hiç düşünmemiştim diyorum. yine yalan söylüyorum.

ailemiz yalan. ne dedin diyor bu kez de?
- aile iyidir dedim. kalabalık olmalı...soy ağacı zenginleşmeli....
- bunları sen mi söylüyorsun diyor?
- bilmem şimdi usuma geldi...

yanlış hayatların içinden doğduk elbette yanlış hayatlara bile bile hayatlarımızı yeşerteceğiz umuduyla
sarıldık ne beklenirdi ki bizden? senden benden ötekilerden bay T'den...düşünsene adamın ölüsüne bile gitmedik....neyse dedi diyaliz kokulu ablam giderdim ben dedi eğer o karısı olacak şıllık oğlunun cenaze
merasiminde ayakkabılarımı küçümseyip sokağa attırmasaydı...hâlâ o konu mu? evet o konu...büyük yemin ettim. ahdım var. bağışlamam orospuyu. ama ölen abimizdi...olsun o da o şıllıkla evlendiği için
suçluydu...

telefonu kapatmak istiyorum ama olmuyor. saygısızlık olur. asıl suçlarımızı gizlemekten asıl suçlarımızın arkasına sığınıp oradan gülümsemekten yoruldum. illaki suç kavramı cinayetle mi ilintili?

hafifletici nedenlerden dolayı bilmem ne yasanın bana verdiği yetkiye dayanarak uçunuzu sadece bir an-a indiriyorum...

hücreme dönerken dönüp arkama bakmıyorum. baksam tüm ailem orada olacak. hepsi de suçluymuşum gibi bana bakacak...

kızım desen ayrı. anne dedi geçenlerde sen de bunamaya başladın...neden dedim? bir dediğin bir dediğine tutmuyor. dayımın kalbini çok kırdın. sana söylediklerimin tam tersini söyledin dayıma...
yine özür dilemez bilirim...anca kıvırtır durur diyaliz kokulu ablam...

gitmek...

***

Yazılma saati 23:58 İyi akşamlar
Okunma saati: 10:41 Günaydın..
Geceler uyumuyor bazen. Neresinden sarsan bir yerinde bir acı.
Oysaki zihin açıcı yazıları okumalı "Acıyı Tüketmemek" gibi

Acıyı Tüketmemek...
"öyle ya tutumlu olmalıyım. har vurup har harcamak yerine beynimde kalan son ışık kristallerini de dağıtmamalıyım. yumruklarımı bile idareli kullanmalıyım ya acıyı ah evet acıyı bile çarçabuk tüketmemeliyim. parmaklarım avuçlarıma baskı yaparlarken yeniden düşünmeli. "

Tamda acıları nasıl olur da har vurup harman savurmayız derken yazını okudum. Zihin açıyorsun.
******
Kabus mu?
"parmaklarım avuçlarıma baskı yaparlarken yeniden düşünmeli. uyku beni kandırmamalı hadi uykun geldi uzan dememeli. peki ben izin veriyorum uykuya hadi diyorum kör olası uykumu getir. gözlerim kapanmalı duvarlar uğuldamalı tuğlalar akmalı çıplak bedenime. bedenimde mercan eriyikler dolaşmalı ama yeteneklerimi-irademi kullanabilirim örneğin uykudayım kabus görüyorum...kabuslarıma yön vermeliyim ezilmemeliyim. gözlerimi ansızın açtığımda kalbim küt küt atmamalı artık soluklarım kesilmemeli...işte böyle olmalıyım. düşerime-kabuslarıma kendimi aşındıra aşındıra törpüleye türpüleye yön vermeliyim. sırrımı kimseye anlatmamalıyım. sırrım ben de kalmalı. soranlara bilmiyorum demeliyim. düşsüzüm kabussuzum ben demeliyim. "
Kimseye anlatmamak bencillik olur. Belki kabuslarından nefret eden birine onu bile sevmeyi öğretebilir.

***

Kayısı konusu..
“küskün bir maymun gibi saatlerce balkonda otururken buluyorum kendimi. çocukların acımasızlığına tanıklık yapıyorum örneğin. bir kaç kayısı için orta boy kayısı ağacına haşince saldırıyorlar dallarını
gövdesinden ayıra ayıra yapraklarını yırta yırta. içimden analarının vajinalarının dudaklarını ayırmayı babalarını kıçlarından kazığa oturtmayı hem de onların gözleri önünde bu eylemi yapmayı geçiriyorum. şimdi ben de galiba buna ironi diyorlar acımasız hain hatta sadist mi oluyorum? örneğin davacı olsalar; hakim-savcı dese ki; neden çirkince davrandınız gibi; ben de desem ki; siz kayısı ağacı mısınız? asın bu sadisti!”
Haşinlik ve kayısı konusunda kesinlikle haklısın. Ama bu kazık filan olayları, analarının vajinaları...Bas bas bağrılan idam sesleri geliyor kulaklarıma. Kayısı için olduğu için değil ama bu kendi başına kayısı ağacını bile kurutur.. Çocukların gözü aç. Aç olmasalar da belki kör. Acımasızlık evet. Çocuk halimizde en yalın hali, en işlenmemiş hali ile var.

***

Gitmek...
"Gitmek istiyorum dedi."
"Yeni bir şeyler denemek istiyorum"
"Peki" dedim. *
"Gitti."
---------------------------------------------
* Gitmesini istediğim için değil.
Giderse üzülmeyeceğim için değil.
Yokluğu koca bir çığ gibi çökmeyeceği için değil.
Gitmek isteyen birinin önünde kimsenin duramayacağını bildiğim için
Dönmek istersen biz buradayız dedim.

***
Gitmek…

Sen gidince,
Bir beş yıl uyur artık dedim.
Dönünce yazılarına yorum yazmayayım.
Biraz böyle yalnız kalsın.
Eksik kalsın.
İçi büzülsün.
Nedenlerine sığınsın.
Ama ne yazık ki güzel yazmışsın.
Bir dahaki sefere bir valiz topla da
Bilelim yolculuğa çıkacaksın sessizliğin içine.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-19 07:27:51
İsim : önemli mi kiii....
Başlık : Bilmem kiiii
Yorum : Çok cart. Çok sert. Çok mavi. Çok beyaz. Çok aydınlık. Bir tek çiçekler.
Yumuşak Rubi...

Resim nedir? Fotoğraf nedir? Resim gerçeği insanların göremediğini
duyamadığını bilemediğini yansıtmakta uyur. Bizdeki ressamların albenisi beni çekmez. Örneğin Vincent Willem van Gogh. Bu boyasını ekmek gibi yiyen sanatçıyı doğrusu tanımak isterdim...

Mekanik fotoğrafçılık nedir? Ya da çağdaş fotoğrafçılık! Yine bence
boş zamanları değerlendirmektir. Bakın Ara Güler ne demiş?

Fotoğraf hakikattir sanat olamaz.

Sanatçı olmanın en kolay yolu fotoğrafçı olmaktır. Sıkıysa müzisyen ol.

Kevin Carter gerçeği var. Akbaba , Çocuk ve Somali olarak anılır...
Dayanamadı. Galiba kendini öldürdü...( siz de bol bol Parisin reklamın yapın Parisin sülalesini yazın )

O yüzden hemen herkesin laf olsun veya zevk olsun diye taşıdığı mekaniğe daha çok dikkat etmesi lazım.

Öyle ya! Mevlana Türbesi de dahil olmak üzere Hz. Muhammed' in Mescid-i Nebevisi de Selfi olaylarına tanıklık yaptıktan sonra, insan elbette düşünüyor, sevap mı günah mı gerçeğini?

..............

Maşallahınız var.

Önce Marmaris. Sonra kedili ve çiçekli kartpostal benzeri resimleriniz derken, sonraki gezi planlarınızı okuyoruz sayfanızı beğenenlerle...Prag mı dediniz? Kafka mı dediniz? Prag da sonbahar güzel olur da Budapeşte de olmaz mı?

Derken okumaya devam ediyoruz. Araya sıkıştırdığınız bir sürü alıntılarınızla baş başa kalmaktan yorgun mu düşüyoruz?

Derken Ülkemizin insan sayımına koskocaman rakamlarla il il el atıyorsunuz. Şaşkınız sayenizde. Bu kez de acaba bu 79 milyonun içinde MÜLTECİ VATANDAŞLARIMIZ VAR MI hesabına yuvarlanıyoruz?
Süriyeli-İranlı-Türkmen. Gerçi akıllı ve zekisiniz. Arakanı da anımsatalım bari...

Derken duyarlısınız. Arakanda olanlar Çin de yaşananlar da ilgilendirir sizi dimi...

Bu kez de bir bakıyoruz İSTATİSTİK yönünüz çıkmış. İş ve işsizlik oranlarına da sayenizde öğreniyoruz....

Bu arada karlı zirveler ve çınar fotoğraflarını izliyoruz...

Sonra tekrar düşünürlerden alıntılar alıntılar ve yine alıntılar derken Paris Sevdanız...Bu kez de bu sevdanız okuyucularınızı çok merakta bıraktığı için sizi okuyucularınız ister istemez yoruyor...Sizde paragraflar dolusu yazı yazıyorsunuz. Kıskanıyoruz tabii. Ankara hakkında da yazmaz mı acabanın sıkıntısıyla ölüp ölüp diriliyoruz?

Bu arada Marmaris fotoğrafınıza da eleştiri getirmekten çekiniyoruz...

Bir sürü fotoğraflar bir sürü yatak odaları bir sürü oteller çeşit çeşit şaraplar sokaklar evler köyler yemekler pazarlar...Tüm bunları dört güne sığdırırsanız valla bravo bravo diyeceğiz efendim...Parisliler Parisi bizlere tanıttığınız için size madalya da takarlar eminiz...

Size iyi Parisler diyelim...Ki biz de biraz nefes alalım yokluğunuzda...

Bu arada ben gerçekten iyiyimdir...Özellikle alıntılardan uzak kendi hayallerimi yazma da...Zaten benim diyen yazarların kaybettiği nokta da buradadır...Hayalsiz yazıyorlar yavşaklar...

Önüme bir tuz kırıntısı bırakın o tuz kırıntısının ruhunu yazayım...Değer mi? Çık sanmam...Değmez...Dalgama bakarım yazıyla...

Bak ya yine bir sürü imla hatası mı yaptım? ( sanki derdimdi. imlacı düzeltmenler var efendim. düzeltiversinler bir zahmet. Tabii yerlerde süründürmeden. Orjinalini piç etmeden.)

Siz Paristen başka bir şey bilmiyorsunuz. Oysa tartışılması da yapılıyor akademik çevrelerde. İmlasız yazma konusu. İmlasız sözcükler özgürdür ve aşktır oysa...

Futbolda da aynısı yapılıyor. Ofsayt kaldırma çalışmaları var...Kaldırılırsa futbol daha güzel oynanacak. Ne göller izleriz beee....

.................

Dişi tornavida şekillerine bakıyorum son zamanlarda. Bana uyumlusunu bulursam iyi. Kendimi sıkılattırıcam da...

***
Hoş geldin
Beklediğim Mucize heralde sensin.
Ben M ve u yu bulmuştum
Cize kısmı kalmıştı
Sabah gelir diyordum
Senden geldi

Yazarken ilk yazıdan önce
Epeyi bir boşluk bırakıyorsun
Yazını worde alıyorum
Yazıları siyaha boyuyorum
Atladığım bir şey varmıdır diye bakıyorum
Eger çok özel bir nedeni yoksa
Hani o boşluklar olmasa iyi olur

İmlaya gelelim
Körle yatan şaşı kalkarmış
Ben de imlamı geliştirmek isitiyorum
En çok da senin yazıların arasında dolaşıyorum
Canın mı çıkar yani iki dikkat etsen de
Ben de okurken imlamı da az biraz düzeltsem

Hem madem o kadar elieştirin vardı ne bekliyorsun yaz
Batıyorsa nefes al

Paris'i biraz daha dinleyeceksinz ne yazıkki

Ankara sanırım bu yılki programımda var fakat ne zaman olacak bilmiyorum.

Tornavidalara bence daha alıcı gözle bak
Biri olmazsa biri kesin olur

Ben yokken nefes almak mı?
Nefes dediğin nasıl bir şey biliyor musun
Sen tuz ararken...
O salladıklarını özlüyorsun
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.