Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Türkiye
Anneler Günü
Günaydın Yazıları
Blog
Teknokentim
İzlediklerim
Gezi Defteri
Türkçe
Ekonomi
İstanbul
Aşk
Aktüel
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Mektup
Gerçek Sevgi
Cebimdekiler
Yağmur yağıyor
Büyüme sancısı
Konuşmalar...
Oğlum
sonra
Bantlar
:)
Kız Nasıl İstenir?
İstanbul'da Bir Hafta
Annem Kime Oy Verecek
Gamzelerin alık alık
Fotoğraflarla Türkiye'dek ...
günlük, uzayda hayat, organik molekül keşfi, yaşam, hayat, günlük, botanik bahçem, yolculuk ve insan, iyi fotoğraf nedir, yolculuk fotoğrafı tümü

Şu an sitede 10 kişi on-line
Bugün 3,461 ziyaretçi 
Toplam 9,694,916 ziyaretçi 
 
 
   
  Baharın gelişini engelleyemezsiniz
  13.03.2017 - Günlüğüm
   
 
Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz..
 
Pablo Neruda
   
   3,265 kez okunmuştur. Yorumlar (6) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 6 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-03-16 05:41:33
İsim : önemli mi...
Başlık : Nakarat
Yorum : Füruzan' ın Berlin' in Nar Çiçeği romanını gözlerim yorulduğu için kapatıyorum. Soluk almaya kaldırıma çıkıyorum. Kapalı. Gri. Sıkıntılı.
Bir fahişe neredeyse üstüme çıkacak. Ve yekten; günaydın, nasılsınız diyor? Ses çıkaracak halim yok. Tomurcuklanan dallara dalmışım.
Yine de bir fahişeye saygılı olmayı kendime ödev bilincindeyim. Siyah kadife pantolon daracık. Montu pahalı bir marka. Pejosunun anahtarı
parmaklarında sallanırken; teşekkür ederim iyiyim diyorum. Gülümsüyor. Siyah pejosuna biniyor. Eminim dikiz yanasından bana bakıyordur. Sessizce gidiyor...
...
Çıktığım yokuş dümdüz edildi. Kepçenin dişlerinden şimdilik kurtulan
küçük ağaçların yeşil minicik yaprakları günaydın dediler. O tepelerde
sahipleri terk ettiği için, köpekler yalnız kaldılar. O kadar mahzunlaştılar ki, artık onların bakışlarından bile utanır oldum. Ranta kurban edilen canlılar. Hangimizin umurunda. Ve onlara bahar gelmeyecek. İğne ile uyuşturulacaklar. Bazıları Çin sofralarına bazıları
eğer şanslılarsa hayvan severlere bazıları da barınaklara gidecekler.
...
Evvelsi gün Bahar Kar' ı başladı. Avuçlarımda topladım kocaman kar tanelerini. Gök yüzünden inişlerine baktım başım dönmüş umurumda mı?
...
Günaydın dedi karşı komşum Ümmet. Sabahın erken vakti. Bütün kış çocuklarını taşıdı okula. Balkonda kahve içiyorum. Bahar gelmeyecek her halde dedi...
...
Oysa ön balkondaki manzaram öyle değil. Tam tersi. Erik bayağı tomurcuklandı. Kaysı da...Dolu yemezlerse iyi olur...
...
Düşündüm de; yaşadığım kentin caddelerine çıkmayalı yıllar olmuş.
Oysa boş vakitlerimde bahar aylarında bulvar boyu uzun yürüyüşler yapardım. Nargile bahçelerinde kitapların kokularında demli çaylarda
kendimi unuturdum. Ne yazık ki bırakmadılar. Sildiler dozerlerle dümdüz ettiler. Şimdiyse savaş sonrası bir görüntü varmış. Dükkanlar kapanmış.
...
Siyah Pejo yanaştı. Fahişe indi. Hâlâ kapıdayım. Tanımsız bir dalgınlığın yorgunluğun ortasındayım. Borcum yok. Hastalığım yok.
Keyifsizlik var. Fahişe karşıma dikildi. Parfüm kokusu burnumu yaktı.
- Beni beğenmiyor musun sen?
- Anlamadım!
- Bal gibi anladın!
- İyi. Anladıysam nolmuş şimdi?
- Takığım sana. Haberin olsun...
- Bana mı bahara mı? Yine gülümsedi. Yine sessizce çekti ve sessizce gitti...
...
Kapıyı örttüm. Masama oturdum. Çalan telefonu açtım.
- Efendim.
- Abi ben bu müdürden bıktım.
- Hayırdır Hakkı!
- Neredesin diye soruyor. Yahu kahvaltıya ekmek almaya çıktım. Adam sabahın köründe kameradan bizi dikizliyor...Müdürüm dedim kahvaltı yapacam. Ekmek almaya çıktım...Gördün mü ekmeği? Haa tamam dedi.
Görmeyince şey ettim de dedi...
- Abi bir daha dikizlerse pantolonunu indir. Si...ni salla. Hatta de ki gel müdürüm şu garibanı mutlu ediver...Bak bakalım bir daha dikizler mi?
- Sana konuşmak kolay...Ne de olsa kamera yok sen de...
- Ulan Hakkı benimki gecekondu. Sizinki lüks. Napacaklar beni dikizleyip? Radyom yok. Bilgisayarım yok. Televizyonum yok...
Adamlar geliyorlar bakıyorlar ve kesinlikle içlerinden diyorlardır...
tam ot bu. Tam da bize lazım olan otlardan. Maşallah maşallah diyorlar.
Aylık ciro güzel...Ortalık pırıl pırıl...çekip gidiyorlar...
- Abi yani şimdi...
- Eee her lüksün zorluğu vardır...Ya katlanacan ya da eyvallah diyecen.
Tabii ikinci yengemizi bırakabilirsen...Kaldırdın mı üst katta ki kanapeyi?
- Kaldırdım...
- Aferin bak. Adam olma yoluna giremeye başladın...
....
Ruhu bozuklara inat gelir bahar...
...
İyi gülümsemeli sabahlar...
-----
Günaydın
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-03-23 16:00:49
İsim : önemli mi
Başlık : İstasyon
Yorum : Baharın gelişi elbette engellenemez. Eğer böyle bir şey olsaydı Allah' a gerek kalmazdı. Tabii kendini-kendilerini Allah-Peygamber yerine koyanlarda var. Bu koyanlar koydular mı iyi mi kötü mü koyuyorlar bilinmezler ama, unuttukları bir şeyler var? Çıkardıkları Yasalarla işledikleri suçları örtbas ettik yanılgısı ve işte her neyse rahatlığı...
...
Moralim çok bozuk olduğu zamanlar gözlerimi kısarım. Miyop olmamla birlikte, netliği özlerim. Sınırsız bir netlik. Biraz daha kısarım. Bir bulutun hafifliğinde olurum ulaşılmayacak yerlerde uçarım...Çiçeklenmekte olan Ihlamur Ağacı ve inadına kayalardan besinini alıp duran İncir Ağacı...Doğanın ciddiliğinde olmalı ve bu ciddiliğine Doğanın Saygı duyulmalı...
...
Sevgili bakkalımız Emin son zamanlarda hasta. Mezun olup hemen öğretmen olan ve hemen arkasından evlenen kızlarının sıkıntısı bitmiyor. Büyük kız her sabah arıyor. Kocası şartlı serbest. Bazen çocuklar farkında olmuyorlar. Babalarına sıkıntılarının yüklerini bindiriyorlar. Oysa okumuşlar. Anlamaları gerekir. Oysa her sabah babasına İst. Sarıyerden edilen telefondan koşa koşa gelen sıkıntılarını
anlatırken hafifliyor. Ya babaları! Aslında sıkıntılarımı kocamla birlikte
paylaşmalıyım-taşımalıyım demesi-düşünmesi lazım...Sonuç bacaklarında morluklar var Emin bakkalımızın. Nasıl desin kızım ben ölüyorum artık!
...
Bir kişinizi osuruğunu tanıyoruz artık. Ha diyoruz bu onun osuruğu.
Özel bir kurumda bir kaç kişi osurursa arada kalıyoruz. Bu kez kararları
kendimiz almalıyız ama önce deneme sınavına sokmalıyız osuranları...

Patron; gelen ürünü beğenmediysen kutula gönder diyor.
Ürünü getirense bana bir şey söylenmedi alamam diyor.
Telefon başındaki orospularda, not aldık diyorlar...
Bu kez arkadan biri osuruyor. Açmış mı paketi? Açmışlar efendim diyor. Eee o zaman XL dan takviye yapsın. Demedik mi o paketlerin altı ıslaksa açılmayacak diye?
Orospu bana dönüyor. Abi XLdan takviye yap. Bir daha da açma. Haberim yoktu diyorum. Neyse abi diyor. Dün ıslak olanları açmadım.
Getirenlere verdim. Kaldırdılar baktılar. Alamayız abi dediler. Neden?
Islaklık çok değil. XL dan takviye yap. Çok ıslak olması lazımmış...
Peki bu otuzlular ne olacak? Yüzde ellisi çift sarılı olanlar mı? Evet.
Not bıraktım. Alsınlar dediler. Kim dedi. Hülya dedi...Satamam dedim.
Garantisi yok. Garanti veremedikleri şeye neden yüzde ellisi çift sarı
kaşesi vuruyorlar? Alamayız dediler. Eh siz bilirsiniz dedim. Haberiniz olsun. Ben satmam bunları...Gittiler..
Ortanca patron geldi. Olur mu beyazları da koyun canım. Ama merkezdekiler sarılara ağırlık vermemi söylediler diye bir şeyi söyleyemiyorum...Söylersem bu kez merkezdekilerle papaz olma şansım yüksek.

Bakalım bu sizi de işinizi de s....im' i ne zaman söyleyeceğim...Ama galiba az kaldı...
...
İki kadın var. İkisi de şıllık. Huzuru başka yerlerde arıyorlar. Kızışmış kedi gibiler desem yada kızışmış fahişe gibiler desem...Doğrusu
rahatlık batıyor bunlara...Biri bunalım. Biri hasta...Kesin erkeklerinde iş yok. Olsaydı en azından çevreye bu kadar rahatsızlık vermezlerdi...
Seyirciyim bu konulara...
...
Doğu ve Batı Baharı...
Dans etmesini bilmiyorlar. Bilselerdi iyi olurdu...Hep diyorum. Dünya sevişmesini unutmuş diye...Orgazm rahatlığını özlemezler mi bu aptallar?
...
Sonuç;
AKIL TUTULMASI, AY TUTULMASI' na benzemiyor...
----
Günaydın
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-03-30 15:56:38
İsim : önemli mi...
Başlık : Hani...
Yorum : Eski Ankara evlerinin sözümona yenilenmelerinden sonra ticaret haneye dönmelerine neden şaşıralım? Mirasyediler! Hangi mirasyedi
atadan kalma eserinin değerini bilmiş ki? Sanıyorlar! Bitmez bitemez!
Biter kardeş biter...Çünkü senin yapında var hazırcılık. Havadan geldi dimi! Sen çalışıp kazanmadın-alın teri nedir bilmezsin, çünkü hiç dökmedin- ya emek! Emek-iş nedir kardeş? Sanat-edebiyat-zanaat-resim-müzik senin için nedir kardeş? Sende bir izahı-açıklaması var mı? Kaybediyoruz kardeş...İşte bu cahilliğin hazırcılığın yüzünden kaybediyoruz...Sadece bunlar da mı kardeş? Hayır! Senin yüzünden kardeş bizler mutsuz oluyoruz. Senin yüzünden kafamızı patlatıyor senin yüzünden asılıyor senin yüzünden terörist- vatan haini ilan ediliyoruz. Sen nasıl bir kardeşsin kardeş? Sahip olduğun takımlar gevşek o zaman kardeş...Bıraktım beynini-kalbini sen gevşeksin kardeş...

Bahar gelmiş kardeş! Görüyor musun? Yo kardeş! Mesela bahçendeki bir çiçeğin gelişimini neden merak edesin dimi? Ya da karşında durup duran kaysının çiçek açışını takip ettin mi? Peki sen ne yaparsın kardeş?

Yollara-Köprülere-Kapına gelen yardım kutularına şükredersin. Neden şükrediyorsun kardeş? Onların cebinden çıkan bir kuruş yok? Kardeş
o kuruşlar bizim cebimizden çıkıyor. Kardeş bizim cebimizden çıkan o kuruşlarla senin kapına yardım kutuları iniyor. Kardeş sen bizim kuruşlarımızla karnını doyuruyorsun. Onursuzsun sen kardeş! İktidarların aradığısın. Senin gibi olacaklar kardeş. Sen onları seveceksin onlara oy vereceksin ve sanacaksın ki onlar karnımı doyuruyor onlar sayesinde çocuklarım okuyor-büyüyor...Hayır kardeş!
Senin karnını doyurun da çocuklarını büyütende biziz!

Çalışma kardeş.
Senin yerine biz çalışırız.
Okuma kardeş.
Senin yerine biz okuruz...
Sen mutlu ol kardeş.
Biz mutsuz olalım...
Sen onların adaletine inan kardeş.
Bizim adaletimiz farklı çünkü...

Bahar gelmiş kardeş. Az sonra yağmur yağacak. Toprak kokacak. Sen
tüm bunlardan yoksunsun kardeş.
...
Bu sabah Oktay Lokantasına uğradım. İki yaşlı kardeş işletiyor. Benim geldiğimde gececi kardeş iyi çalışmalar deyip çıktı. Her zaman ki yerime oturdum. İşkembemi söyledim.

Sarıkadı caminin bahçesi hüzünlüydü. Bahçedeki tomurcuklanmış ağaçların altında uyuyan eskilerde hüzünlüydü. Sarıkadı cami çok yalnızdı. Mehmet Akif Ersoy Kütüphanesi de...Tüm evler ticarethaneye dönmüş. Bir sürü yabancı isim var. Nar' ı Keyif- Ehli Keyif gibi yerlerde
kumda kahve ilanları var. Masalarında İtalyan Mutfağı...Nasıl oluyorsa işte...
...
Oysa asıl yazacaklarım olmalı benim. Aşk gibi...Ama ne zaman aşk yazmaya kalksam beynimde bir telaş başlıyor. Sırası mı oğlum diyorum sırası mı? Oysa bütün gün gözlerim dolu. Bütün aşk şarkıları dinlemekten gözlerim dalgın...
...
Kaysı ağacı iyicene çiçeklendi. Umarım dolu yağmaz...
----
Günaydın.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-04-01 06:41:25
İsim : önemli mi...
Başlık : Pıt pıt
Yorum : Dünkü hava bu gün yoktu. Rüzgârlı-bulutlu-sıkıntılı-gri-değişken. Kabanımı mı yoksa montumu mu yağmurluğumu mu giysem? Karar veremedim. Belimde sancı var. Keyif için neşelenecek-neşelendirecek
birileri olmadığı gibi konum da yok...Hafif montumu giydim. Aynaya oldum olası bakmadığım gibi saçlarımın şeklini de bilmem. Parmaklarımla karıştırdım...Kapıyı açtım çıktım...Emin abiye uğramadım. Misafiri vardı ve hâlâ kızı her sabah aramaya devam ediyor. Kızı arayınca adamın yüzünün hatları geriliyor...Bahar sağnağı başladı. Tıp tıplar çoğaldı ve kesildi...
...
Bay T. Evet yine usuma takıldı. Bir yıl oldu ve ziyaret etmişliğim yok yattığı yeri.

Oysa ben pılımı-pırtımı toplayıp hayatımı harcadığım boktan yeri pazar günü terk ettiğimde pazartesi günü gelmiş...Neden onca yıldan sonra?
Bunun mantıklı tek açıklaması var. Veda. Veda etmeye gelmiştir...Büyük hayal kırıklığına uğramıştır. Onca yıl ölümünden hastalığından da beter kafasına bedenine yıkılmıştır. Enkaz işte...
Ben yokum. Kimse yok. Vedasız bir gidiş...
...
Torunları bahar gibiler. Rengarenk. Kimi beyaz kimi esmer...O kadar şekerler ki anlatamam. Bazıları babaannelerine benziyorlar. Bir ikisi halalarına...Resimlere takılıp kaldım uzun süre. Varlığımdan haberdar değiller . Olsun. Eh ne yapalım....
....
Ağacın altına geçip gövdesine yaslandım. Bir ara çiçekli dallarıyla
ısındım. Sarıldılar mı yoksa? Genç bir hanım geldi. Bir sürü soru sordu.
Yumurtalar hakkında. İstifimi bozmadım. Akşamdı. Bir sürü soruya kısacık yanıtlar verdim. Sinirlerim bozuk ve oldukça gerginim...Genç hanım hafifçe tebessüm etti ve gitti...
...
Bütün gün yavaş sılov ezgilere takıldım. Benimle ilgileri kalmamışların
yaşam tarzlarını zamanında beğenmediğime sevindim. Çünkü bazıları dönekleşti bazıları da orospuydular katmerlisi oldular...
...
Bu sabahta kapalı. Bu kez de kara bulutlar var. Balkona çıkıp kahvemi yudumlamalıyım. Turan amcanın bahçesi de bakımsızlıktan çürüyor artık. Bazı ağaçların çiçekleri az açtı bu yıl...Kızları işe yaramazlar.
Bahçeyle ilgilendikleri yok. Biri resme adadı kendini öteki sırtına aldığı battanesiyle balkon hastası oldu. Bir elinde puro bir elinde telefon ha bire ...miş gibi kurcalayıp duruyor. En güzeli cadde tarafındaki balkona geçmek. Sabah sabah onlarla karşılaşmak olmayan keyfimi de piç eder...

Çoğunlukla günaydın demeyi unutan biriyim. Belki de alışkan değilim.
Ya da ben kimseye demediğim için kimse de bana demiyor...Her neyse
günaydın demeliyim unutmadan...

Yine de bundan önceki yazıma günaydın demişsiniz...Sanki neredeydiniz der gibi...Oysa o yazı o gün öğleden sonra yazıldı...
Yoksa siz yirmidört saat günaydın mı dersiniz? Benimkisi de patavatsızlık oldu. Sayfaya konuk ol bir de sayfa sahibine sitem et...
------
Deliye her gün bayram biliyorsun.
Günün her saati günaydın :)

Hiç düşünmemiştim, yazı bu saate yazılmıştır ben de o saat akşamı gösteriyorsa akşam, sabah ise sabah, öğle ise öğle selamı vereyim diye. Hangi saatte açmışsam, ne zaman, hangi ruh hali ile okumuşsam öyle gelmiştir günaydın :)

Atlamıyayım bundan sonra.

Nefes alabildiğim bir ara okuyorum yazını. Nefes aldıran cümlelerin var. Sığınabildiğimiz basitlikte paragraflar. Kaç kişi çiçekli dallarla ısınabiliyor ki?

Önemli mi?

Hiç önemli değil, sabahın sesi.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-04-06 15:50:13
İsim : önemli mi
Başlık : Sergendeyiz....
Yorum :
Baharın ve sıcak havaların habercisi; Ebabil kuşları dönmüş. Don hikâyelerini okurken ( Şolohov ) seslerini işitiyorum. Geçen yıl bu günlerde, çocukların avuçlarıma ilgilenmem için bıraktıkları küçük Ebabil acaba aralarında mı? Yaklaşık on gün bakımını yapmış, kokumu
unutmasın diye çıplak bedenime bırakmıştım. Sonra da bir sabah balkondan öteki arkadaşlarının yanına postalamıştım. Hayal işte. Boş yere kurulan bir hayal. Sanki sabah işe giderken - Beni anımsadın mı diyecek omzuma konacak? İşin tuhafı hala da bu yazıyı yazarken, lap diye penceremden girecekmiş umudu taşıyorum.
...
Şolohov güçlü bir yazar. Bu Sovyet yazarlarının güçlü olmasının nedeni olsa olsa Çar ve Lenin ( Bolşevik ). Onca geniş topraklarda
verilen yaşam mücadelesi sonucunda sanki Çar ve Lenin adalet mi
dağıtıyor? Sanmıyorum. Çar da Lenin de yoksullukla ( güya toprak reformu ) beraber kurulan mahkemelerde ölüm dağıtıyor. Hem de acımadan. Çünkü kararlar deliler tarafından alınıyor. Kuşuna dizilecek dizin gibi...Yazarların bazılarının asker kökenli olması da ayrı bir konu.
Bizde ki asker kökenlilerin yanıldıkları konu ise elbette Edebiyat. Edebiyat yazmadıkları için Nobel filan alamıyorlar...Başka şeyler yazıyorlar. Buysa benim gibi onlarca okuru onlardan uzak tutuyor.
Oysa 12 Eylül' ü gerçekten romanlaştıracak güçlü kalemlerin çıkması gerekirdi o dönemleri yaşamış rütbelilerin içinden. Neden çıkmadı acaba? Atatürk' den mi utandılar?
...
Bazı kitaplar vardır. İsimleri ilginizi çeker alırsınız. Bunlardan biri de
Defne Kaman' ın Maceraları ( Su ). Buket Uzuner hanımın yazmış olduğu bu romanın polisiye olduğunu bilmiyordum. Almış oldum. İsmi ilgimi çekmişti. İlk yirmi sayfasından sonra bir ara sıkıldım boza gibi kekremsi isot biberi gibi acı oldum sonra da beklemiş yoğurda filan döndüm ( bunları yazıyorum. Çünkü yazmasam yerlerine ettiğim küfürleri kendime kızgınlığımı yazacaktım ) derken en iyisi okumadıklarımın arasına postalamayı uygun buldum...Ama postalamadım. Hadi dedim ulan bir hanım yazarımız yazmış bu güzel bahar sabahında ayıp etme, yazara saygı duymasan da emeğine duy dedim. Ben bunları söyler söylemez kitap çırılçıplak soyunmaya başladı. Eğlenceli bir hal aldı...Gerçi polis Ümit Kaman karakteri zayıftı ama Sahaf Semahat ve Defne' nin ninesi iyiydi. Bir daha okur muyum? Cık. Bir kez yeter...
...
Ofisin önündeki ağaç kurudu gibi. Gerçi tepesinde bir kaç yeşil yaprak görüntüsü var. Geçen yıl boya malzemesi dökmüşler...Kimler döktüyse katil olduklarından haberleri yoktur...
...
Sakarya' ya çıktık. Hava güzel ve esintili. Hafif şeyler giydim. Bir ara uçarım düşüncesine takıldım. Olmadı. Alabalık çekti canımız. Balıkçıya yaklaşırken okuldan arkadaşım Mustafa'yı gördüm. Dalgındı. Ne zaman görsem hep dalgındı. Yuvarlak gözlüklerinin gerisindeki gözleri biraz dumanlı biraz parıltılıydı. Sarıldık. Ayaküstü koklaştık. Bu çocukta son yıllarda bir şeyler var. Hep ucundan dokunur ve güler. Gülerken bile o bir şeyleri; içindekileri her neyse ben biliyorum ama vaktimiz yok artık.
O kadar kederli o kadar hüzünlü o kadar sıkıntılı...Yanımda kimse olmasa şimdi şu an balık rakı yapardım onunla. Açılırdı. Anlattıkça açılırdı. Ama vaktim yok ve yalnız değilim artık. Babası Hakkı amca bağırsak türü kansere yakalanmış. Orada bile bu rahatsızlığı ifşa ederken; çaresizliğin tanımına imza atıyor. Kardeşim kalmadı bir şey işte. Yolun sonu. Maddi bakımdan durumları bayağı iyi. Ama Mustafa canım kardeşim ve öteki erkek kardeşleri hep Hakkı amcanın dibindeydiler. Hep hakkı amca yol gösterdi. Hep hakkı amca İRADENİZ BENİM DEDİ. Mustafa İSYAN edemedi. O OTORİTEYE BİR TÜRLÜ KARŞI DURAMADI. Şimdi diyor şu ana bomboşum kardeşim. Ben Bomboş olduğum zamanlar bomboş bir şekilde uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Arkasından gülüyor. Hanımını sevmedi. Hep o hissi uyandırdı ben de. Bazen yolumuz keşiştiğinde kaliteli şarap kokardı.
Oysa böyle alışkanlıkları yoktu Mustafa'nın. Çocukları büyüttüler okuttular. Apartman onların. Mal-mülk hepsi onların ama Mustafa kardeşim için için bomboşum diyor. Onca yıl. Sırf babası Hakkı amca istedi diye, hanımın onun kızı olacak o kadar...evlendi...

Dönüş yolundayız. Aklım Mustafa' da... Yıllardır Sakarya'ya uğramamıştım. Fena oldu benim açımdan...Bazen hepimizin istekleri gerçekleşseydi belki bu kadar kederli olamaz hayatın yaşamanın özellikle gülerken hüzünlü olmanın, içimizde duran öfkenin, o öfkeyi tanımanın mutluluğuna erişemezdik diye düşünüyorum...İyi olmamış her istediğimiz...Tesellimiz bu olsun...

Bazen de şöyle düşünürüm. Oysa yazı yazma konusu benim uğraş alanlarıma girmez. Misal Mustafa işte. Asıl yazması gereken o. Çünkü
içindeki BOMBOŞLUĞU tam olarak anlatamasa bile en azından yazdıklarını okurken o BOMBOŞLUĞUN ne demek olduğunu öğrenirdik. Eğer yazmaya başlasaydı üstün bir yazar olacağından çok emindim. Yüz Orhan Pamuk bir araya gelse bir Mustafa etmezdi...O kadar emindim...
...
Bahar işte...Ebabil dönmedi. Mevsimleri tamamlanana kadar beklemek
benim ümidim olsun...

Öğleden sonrası günaydın' ı...İşte böyle...

-------

Ben de iyi akşamlar diliyeyim.
Saat 19:52.
Okuma zamanı.

**

Şolohov benim orta okul yıllarım.
Ve Durgun Akardı Don..
Oturup okuyorum..
Çok elektrik parası gidiyor diye sürekli fırça yediğim yıllar..
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-04-09 22:24:23
İsim : masal
Başlık : içimde bir dağ
Yorum : https://www.youtube.com/watch?v=XBnPU438pg8

ben çok sevdim delicim:)
------
Günaydın masalım.
Sabaha bir dağla başlamak da güzel.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.