Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Türkiye
Anneler Günü
Günaydın Yazıları
Blog
Teknokentim
İzlediklerim
Gezi Defteri
Türkçe
Ekonomi
İstanbul
Aşk
Aktüel
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Ben uyuyacağım şimdi
Çocuksun
Gözünü kapatsan hapi ...
Saatler kadar yok
Havada senin kokun v ...
eyyy vefa-2
eyyy vefa
mesele
yalan dünya
sabahlar
Kız Nasıl İstenir?
İstanbul'da Bir Hafta
Annem Kime Oy Verecek
Gamzelerin alık alık
Fotoğraflarla Türkiye'dek ...
çay?, sinema, film, Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi, yağmur duası, karikatür, günlük, oy baba, mektup, tümü

Şu an sitede 11 kişi on-line
Bugün 2,468 ziyaretçi 
Toplam 10,297,968 ziyaretçi 
 
 
   
  Mektup
  11.05.2017 - Günlüğüm
   
 
Sevgili Arkadi,
 
Sen gittiğinden bu yana nefes almaksızın hep aynı şeyleri yapıyorum. Ara vermeksizin sabah uyanıyor. Yürüyüş yapıyor. Kaşarlı ve domatesli tost yiyerek çay içiyorum. Domatesler kendilerinden geçmiş oluyor genelde. Tercihim bir parça sert beyaz peynir ama yok buralarda. Çalışıyorum. Öğle üzeri yürüyüş yapıyorum. Sonra yine gelip çalışıyorum. Akşam eve gittiğimde annem yemek yapmış oluyor. Yemekleri alıp dağıtıyorum. Sonra yine yürüyüş yapıyorum. Sürekli yürüyorum. Sanki bu yürüyüşlerin sonunda sana ulaşacakmışım gibi yürüyorum.
 
Öksürük şurubunu unutmuşsun. Franbuazlı öksürük şurubun masamda duruyor. Her dakika karşılaşabiliriz diye çıkmadan mutlaka buzdolabından alıyorum. İşe geldiğimde şirketin buzhanesine koyuyorum. Öksürdüğün anda hazır yani.
 
Bilirsin kararlarına saygılıyımdır. Senin kararların ferman gibidir. Ancak son kararın... Bütün benliğimi alt üst etti. Yaşam ve ölüm arasındaki döngünün ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Nietzsche'nin dediği gibi "seni öldürmeyen şey güçlendirir" mi gerçekten. Sen güçlenebilecek misin? Yeniden karganın peyniri nasıl düşürdüğünü anlatabilecek misin? "Cos" diyecek mi şehir senin sularında?
 
Arkadi, öldüğüm sokak. Çıkmaz sokak. Duvarları sarp sokak. Yıkıntılarının arasında gömülü olduğum sokak. Kimliği elinden alınmış topal bir karga gibiyim. Ne yana baksam kör olduğumu görüyorum.  
 
Erikler yeni yeni olmaya başladı. Önce çiçek, sonra minik minik tomurcuk şimdi ise büyümeye başlayan erikler. Sen erik ağaçlarını ne çok seversin. Sırtına alıp taşımışlığın çoktur. Akşam yalnız uyumasın diye gölgesinde kıvrıldığın zamanları sayamam bile.
 
Bir de Piknik yapmak için kimleri seçtiğini de iyi bilirsin. İnsan dostlarını cami avlularında terk etmez Arkadi. Dostları boğazına düğüm düğüm düğümlenir. Düğüm ol Arkadi.
 
Etin felç olduğundan bu yana, beynin de felç olmuş olmalı Arkadi. Körkütük sarhoşken bile gören gözlerin kararmış sanki. Bir perde var ve aralayamıyorum bile. Kötülüklerin bile felç olmuş. Seni bu durumda görmek duvara çarpmak gibi.
 
Kaburgaları yoksullaşmış, düşünceleri cılız bir poyraza teslim dostum benim. Kimsesizliğin kokusu yayılırken mutfaktan önünde yemek olsa bile oturup bir kaşık alamıyor insan. Sen ki, imkansızlıklar içindesin. Bir de imkanlılıklar içerisinde olup da aç yatıp aç kalkanlar var. Şımarıklık diyebilirdi dışarıdan bakan biri ama şımarıklık en zengin sofraların yemeği. Bizde kuru ıssız bir sevgi var. Bir de yeşil soğan.
 
Bir fesleğen al Arkadi. Senin gibi güzel olsun. Ellerini daldırdığında saçlarına senin gibi güzel koksun.
 
Yaşam iksirim benim. Kör olmuş, ellerin kötürüm olmuş. Ne yazabiliyormuşsun, ne de konuşabiliyormuşsun. Hapşursan toprağın altından ses verecekmiş. Sıkma canını ben yazarım senin yerine. Parmaklarının şekli şemali bozulmasın. Duyguların düşüncelerin olaki yazarken sızlar, seni sızlatmayalım Arkadi. 
 
Arkadi, hayat bizim için sunulmuş öylesine büyük bir armağan ki, onun mucizesini görmek inanılmaz bir şey. En güzel yanı da ne biliyor musun gökyüzünü görebilecek gözlerimiz var hâlâ. Gerçi seninki bu aralar kör. Göremiyorsun ama hiç üzülme ben senin yerine de bakıyorum gökyüzüne. Böyle mavi, masmavi. Ellerine koyuyorum. Farketmiyorsun değil mi ellerine koyduğumu. Hani göremiyorsun ya onsan üzülme yani bu halinden ötürü. Arada aç avuçlarını göreceksin sen de koca bir mavi olduğunu. Sonra gözlerine sür. Gözlerin de görecek gökyüzünün sana nasıl baktığını.
 
Umutsuzluğum benim. Soğuk günlerden artakalanım. Damarlarımza çöken bu ıssızlık hiç bitmeyecek belki, yersiz yurtsuz kalarak gideceğiz akmayan nehirlerde. Fakat gökyüzü hep mavi kalacak. Geceler hep yıldız dolu.
 
Akşamları yıldızları, gökyüzünde maviyi ama en güzel maviyi bulduğunda gardiyan gözlerine söz geçirmeyi başarırsan söyel havalandırmaya çıkarsınlar seni.
   
   1,906 kez okunmuştur. Yorumlar (3) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 3 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-05-12 08:57:36
İsim : masal
Başlık : sonra
Yorum : günaydın.
avuçlarımı açıp içine bakıp,gökyüzünü görebildiysem bugün ,bunu borçlu olduğum insanlar için şükürler olsun.

öyküm ortalarda bir yerlerde,basit cümleler kurarak yazıyorum .yeniden eskiden olduğu gibi heyecanlanıyorum ;yazabilmek adına.

belki günlük tutmaya başlamalıyım.bazen olmadık bir yerde,olmadık bir zamanda kelimeler yığılıveriyor dimağıma.
sonra unutuveriyorum.
....

içime doğru yürürken şefkat durağında takılı kalıyorum.bu güçlü bir sınav.kendi kendinize ulaşmak için çıktığınız yolculukta,zorlanabiliyorsunuz.şefkatinizi sınamak bu yolculuğun bir parçası.orada biraz beklemek gerekiyor.tüm arayollara uğramak gerekiyor.bazen çıkmaz bir sokağa girdiğinizi düşünebiliyorsunuz.Kaybolduğunuzu düşünebiliyorsunuz.
ama vazgeçmeyin.sınayın devamlı olarak şefkatinizi...çıkmaz sokakların tek çıkışı vardır biliyorsunuz.geriye dönmek.bu dönüşte
geçip gittiğiniz yerlere bakın.nerede düşürdüğünüze bakın şefkatinizi.bulun onu.düştüğü yerde oracıkta ,öylece bekliyor olduğunu göreceksiniz.

ben bu durakta biraz daha beklemekteyim.hissettiğim şeyleri kelimelerle anlatabilmek biraz zor.

kendimi arıyorum ben.bir damla gözyaşının içinde kendimi arıyorum.bir sebepsiz gülüşün içinde kendimi arıyorum.bir nefretin içinde kendimi arıyorum.bir sevgi sözcüğünün içinde kendimi arıyorum.

şimdi bir bardak çay,biraz kitap,bir dilim peynir ekmeğin sıcaklığına sığınıp,güzel günler diliyorum.


bunu bir yerde paylaştım .sen de oku istedim.

avuçlarımı açıp baktım.gökyüzü uçsuz bucaksız.
şimdi gidip gözlerime süreceğim.

iyi ki varsın.iyi ki okuyabiliyorum yazdıklarını.
------
Sensiz kaldığım günler, düşlerim bile nasıl bürünüyorsa sessizlik elbiselerine. Varlığının aktığı her bir gün öylesine gökkuşağı açıyor içimde.Dokunduğum çınar ağacının yaşardığını hissediyorum.
Ellerim ıslanıyor sevinç damlalarının içinde.

Avuçlarında gökyüzü, avuçlarında uçsuz bucaksız mavi ile sen
Aldığım nefes oluyorsun. Düşüyorsun ansızın, hiç beklenmedik bir anda çiçeklerin arasındaki beyaz kelebeklerin kanatlarının üzerine.

Yüreğimin ucundaki ışık, bir akasyanın dalında buldum bugün seni. Nasıl güzel parlıyorsun. Yemyeşil yapraklarınla güneşi karşılarken.

Yaşam mı? Yaşamak bu olmalı. Bir yaprağın damarlarında hayat bulan sen...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-26 03:09:07
İsim : önemli mi
Başlık : uyku
Yorum : 5 milyonluk şehirde ( Ankara Nüfusu Fazladır ) yatacak bir yatak bulmuşsun fırsatı ne diye tepersin? Profesör böyle konuşuyor...
Bense henüz şu veya bu tanısı konmamış hastanın derdindeyim.
Profesör sonunda kullandığı sözcükleri hem gülerek hem ciddi kullanarak ve hem de bayağı sokarak beynim nişangahmış gibi beynimin tüm kılcal damarlarına işliyor...Sonunda kapıdan çıktığımda
damağımda hasretini duyumsayıp durduğum nane aromalı sakız tadı kalıyor...

Buraya gelirken; ikincidir düşürdüğüm takoz telefonumu taksi durağından alıp değiştirmeyi düşünüyorum. Kendimi oyalamam gerek.
Şu saat olmuş Mektup yazısına yorum yazmak yerine kuru kuru can sıkıntımı belki yazıyla atarımda geçmeyen zaman geçer, sonunda gün ağarır, belki bir iki saat uyurum...
---------
Belki..
Yapacak başka bir şey de yoktu. Bu saatte şehre dönebilmek imkansızdı. Ev sahiplerinin yardımıyla içeriye girdim ve sedire uzandım. Başımı yastığa koyar koymaz gözlerim kapandı. Tekrar bir gayret sarf ederek Keti'yi düşünmek istedim. Fakat beyhude idi; ağır bir uyku; beni kabuslu, korkunç vehimli mahzenine tıkamıştı.
Murat Gülsoy/602. Gece
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-05-27 06:16:02
İsim : önemli mi...
Başlık : Düzlük
Yorum :




...........................................................................Günaydın...



Bilim belirsizlikleri belirlemek için durağan şeyleri devinime geçirir. Bilim varsayımları konuşur ama illa ki bir sonuç ister. Zaten bu yüzden denklemler-laboratuvarlar var. Bilim için ezbere konuşmak ölümcüldür.
Sorular sorar yanıtlar alır. Duygusallık bilimde işlemez...derken artık yorulduğumu bilmemin anlamı da kıymetsizleşiyor. Telefonu kapatıyorum. Yastığımı yorganımı getirip kanepeye kıvrılıyorum. Çalışan tvnin bir iyi yönü var. Kendiliğinden otomatik olarak kapanmış.

Hayallerim!

Okyanusun ortasında bahçeli bir evim olsundu. Uzanacak bir çulum bir masam bir sandalyem ( açık hava sinemalarının kokusu sinmiş )
antika daktilom ve bir sürü hamur kâğıdım ve bir sürü siyah şeritlerimdi...Hayallerim yazmaktı! Profesörün iyi bir ahlakı var oysa.
Yanıtlayamadığı açamadığı ( işi olabilir. öyle anlıyorum ) geri dönüyor.
Sanki ortada bir şey yokmuş gibi işimi soruyor. Sanki ilgisiz bir babaymışım gibi muzurca. Geçiştiriyorum. Çünkü kendimi biliyorum.
Aldırmıyorum. Soğuk kanlı ve sanki sürekli ağzında bir şeyler varmış gibi konuşuyor. Umutlu umutlu konuşuyor...Bu profesörle bir meyhanede oturup iki tek atabilirdim örneğin. İki tekten sonra ama ağlamadan nasıl bir baba olduğumu anlatırdım ona ama, o yine, o aldırmazlığıyla bana; azizim ne gerek var bunlara ben sadece o soruyu sormuş günümün sıkıcılığını unutmak istemiştim bir an olsun...derdi.
Bağladı. Merak edilecek bir şey yok. Tüm araştırmalar çok yönlü. Pazartesi ordayım...

Hayallerim!

Asla gerçeğe dönüşmeseler bile yaşatacağım hayallerim umutlarım var benim. Sıçmışım matematiğin içine diyemiyorum elbette.

Okyanusun ortasındaki yazı odam ve beynim albatrosların kokularıyla
doluyor. Hep bir ağızdan şöyle diyorlar; - Hey babalık naber?
---------
Çaresizlik benimkisi. Geceyi gece yapan bir çaresizlik. Hayal mi dedin? Senden güzel hayal?
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.