Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Türkiye
Anneler Günü
Günaydın Yazıları
Blog
Teknokentim
İzlediklerim
Gezi Defteri
Türkçe
Ekonomi
İstanbul
Aşk
Aktüel
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Bayram çocuğu
Günaydın açelya
Uzaktan sevgi
Sözünün yarası
Neden Nobel ödüllü b ...
sabahlar
muhtesem
Gelincikler
günaydın
%uD83D%uDE0A
Kız Nasıl İstenir?
İstanbul'da Bir Hafta
Annem Kime Oy Verecek
Gamzelerin alık alık
Fotoğraflarla Türkiye'dek ...
mektup, kadın dotografı, ergenlikte oyun, seksek, hayat işte, sebze dolması, asgardia, günaydın, elmalı pasta, tümü

Şu an sitede 20 kişi on-line
Bugün 23,078 ziyaretçi 
Toplam 10,092,176 ziyaretçi 
 
 
   
  Mektuplar
  08.06.2017 - Günlüğüm
   
 

Arada bir kendini unutup yazdığın mektuplar
Her yanımda salkım saçak
Geleceğim diyor sesin
Karanlıkları aşa aşa geleceğim
Bir çığ gibi büyüyorsun
Suluyorsun Bengovilleri
Kokun koylara yayılıyor

   
   303 kez okunmuştur. Yorumlar (5) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 5 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-06-09 05:17:22
İsim : önemli mi...
Başlık : İlk
Yorum : ...........................................................................günaydın...

Bu sabah yaprakların çıkardığı hışırtılarla uyandım. Epey oldu ve belki de alıştım. Sadece gözlerimi kapatıyorum. Ama beynim uyanık olarak
kalkıyorum. Formalitelerim çoğalıyor ve bana ne kadar çok zarar verseler de alışmış olmalıyım...

Balkondaki örtü yıkanmış. Balkon taşlığında yağmur suları birikmiş.
Bahçe de yer yer gölcükler oluşmuş ve o gölcüklerin içinde bu mevsimde ya da geçen sonbahardan kalan sararmış yapraklar yüzüp duruyorlar.

Üst kattaki kombi borusunun dibine yuva yapan serçenin yavrularının çıkardığı sesleri dinliyorum. Bu sesler sanki benden daha güvende olduklarının göstergesi.

Daracık Çerkeş sokaktan çıkıyorum. Eski Ankara' nın nasıl da harcandığını anlatmam için zorlanıyorum. Yukarı caddeye merdivenlerden ulaşıyorum. Bir kaç metre ötedeki Sulu Han' a giriyorum. Harcanmışlığın içinde kalbinde kaybolup duruyorum.

Aşağıya çay bahçesine varıyorum. Tüm sıkıntım-tüm isteğim yalnız kalmak - parmaklarımın arasında kırış kırış olan sarı kâğıtlara kurşun kalemimle -ucu kırılmasın diye dualar ederek- kahve içerken mektuplar yazmak...

Artık burada kuytulukta işte yalnızım. Sırtımı verdiğim duvarda sarmaşıkların hanımellerinin serinliğin şımarıklığı olsa da, yeşil çuha beziyle kaplı masada düzelttiğim kâğıtlara yazacağım ilk sözcük kocaman bir Nasıl' sın olurdu?

............................................................................................9 haziran 2017


...........................NASILSIN ( Soru işareti mi koysam bilemedim)...

Günaydın.
Sabah olmuş nihayet 5:24

Gece onca gürültülü şimşekten sonra şimdi usulca yağıyor yağmur. İncitmek istemezcesine dokunuyor toprağa. Dallarını budadıklarında canımı canımdan aldıkları çınar bile yeşermiş dalları ile karşılıyor bu serinliği.Epeyi bir aradan sonra tül bej perdeleri açtım. Göz göze geldik. Daha önce pencereden dalları içeri girerdi. Keyfine diyecek yoktu. Sonra sakinlerin oy bilirliği ile budadılar onu. Tıpkı kavakları kestikleri gibi acımasız bir mevsimde hem de. Kavaklar artık yok pamukçuk olmasın diye yoklar.

Gözlerimi yana çeviriyorum. Pencerenin bir kanadının boynu bükük. Kargalar gelip hep orada şarkı söylediklerinden o kanadı hemen hiç açmıyorum. Onlarla aramızın çok iyi olduğu söylenemez.

Halla yağmur yağıyor. Şimdi martıların sesi geliyor. Bir de kumrular ve serçeler var. Onlar hava dinginken ötüyorlar. Sadece hayvanat bahçelerinde gördüğüm yeşil ve sarı bir kuş türü var. Arada dallardan onlar süzülüyor. Büyük yeşil çamların dallarında gizli yuvaları var. Kediler onların yuvalarına kadar tırmanamıyor.

Birbirimizle hiç konuşmamışız sanki. Oysaki okudum kurşun kalemle yazılmış günlüklerini. Sırtını verdiğin duvara kavisleri bol bir merdiven dayanmış gibi. Gökyüzüne uzanan bir merdiven. Bazen bakıyorum her bir basamağı yemyeşil. Bazense bir çöl sessizliğinde.

Nasırlı bir el kalem ve kağıdı aldığında nasıl toprağın cansuyunu verirse. Kurşun kalem de öyle dolanıyor sarı yaprakların arasında.

Ben mi?

Elini korkak alıştırma.

Ben bekliyorum.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-09 09:02:18
İsim : Muhittin
Başlık : Mektup
Yorum : Bizim mektuplar hep "Satırlarıma başlamadan önce..." sevgi/selam cümlesiyle başlardı. 70 li yıllarda ne çok mektup yazdım, okuma yazma bilmeyen insanlar adına...
---------
Muhittin, sen daha satılara başlamadan önce gözlerin dolar.
Nasıl yazdın nasıl okudun ki mektupları.
Ciğerin sökülürken iki kelam olabildin mi bari.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-09 10:25:43
İsim : masal
Başlık : mektup
Yorum : bir tane kutum var içinde mektupların olduğu.bazen açar okurum onları.boğazım düğüm düğüm olur.sonra saklarım tekrar ...çocuklarıma mirasım olsun...
-------
Miras dediğin böyle olmalı.
İçinde iki satır.
Bir gözyaşı,
Bir tebessüm.
Biraz hayat olmalı.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-10 07:23:32
İsim : önemli mi
Başlık : Kusur
Yorum : ....................................................................günaydın...

Bir gün Ayla geldi. Epeydir görmüyordum. Usumdan bile bağırsak kurdummuş gibi hırsla çıkarıp söküp atmıştım. Hep aynıydı. Hep terliydi ve hep aşırı sigara içerdi. Suçlardı beni...İğneleyici konuşurdu.
Örneğin;
Orospu çocuğu olmam Ayla için doğaldı. Bir şey diyemezdim. Her şeyden önce çok kırılgandı çok kıskançtı çok intihara meyilliydi ve
ilk kez aşık olduğu biri tarafından terkedilmişti.

O terkedildiği gün sigara almaya gelmiştim iş yerine. Babası hayattaydı. O gün yoktu ama. Aklımca espiri filan yapayım güldüreyim
demiştim. Sinirli sinirli bakmıştı. Bozulmuştum. Sıcakta kalmış kavanozun içindeki sararmış turşu gibiydim. Tüm keyfim kaçmıştı ama
Ayla' ya yetmemişti bana siktir git yavşak demişti. İş yerinden geri geri çıkarken bu kez gülmüştü yine...Ama dur gitme bak bakalım beğenecek misin demesiyle elinde gizlediği makası sol tarafına sokmuştu bile...Nasıl olduysa olmuştu. Ayla tezgâhın arkasına yığılıp kalmıştı. Tezgâhtan eğilip bakmıştım. Sağ eli makası tutuyordu ve bana öyle geldi ki hala itekliyor gibiydi.

Babasının arabasına binmek üzereydi. Annesi ablası erkek kardeşleri duyan duymayan herkes o kadar çabuk gelmişlerdi ki şaşkınlığımı gizleyemem de Ayla için alay konusu olmuştu...O sararmış dişleri arasından fısıldarken herkes dönüp bana bakmış bana ne söylediğini merak etmişlerdi...En çokta ablası...Beni hep kardeşine yakıştırırdı.
Hani evlensek eteklerine zil takıp oynardı.

- Ne o demişti sen de bana mı aşıksın ? Beni kurtarman benim seni sevmemi sana aşık olmamı gerektirir mi?

En kısa sürede apartmandan -Ayla' nın ablasının tüm ısrarlarına rağmen, taşınmıştım. Yaşadığım aşağılamaları travmaları unutacak bu semte ölene kadar ayak basmayacak Ayla' ya ablasına izimi kaybettirecektim. Yıllar geçti. Rahattım. Ama Ayla' dan anladığıma göre beni bulması için ablasının yardımları dokunmuştu. O zaman içimden hayatımda ilk kez keşke geçirmiştim. Keşke başka bir şehire taşınsaydım. Evimle ailemle işime gücüme baksaydım. Olmadı.

Bir gün Ayla geldi. Uzun eteğiyle ve yuvarlak boyunlu bluzuyla. Merhabaaa diyerek iş yerime dalmıştı. Seni bulamayacağımı mı düşündün? Yanıldın orospu çocuğu! Sen benim karındaşımsın artık.
Hadi bana kahve söyle...Sana borcumu ödemeye geldim...

Sigarasının külünü kül tablasına değil avucuna boşaltıp duruyordu.
Sonra da o küllere diliyle dalıyor dilinin ucuyla ağzının içine seksi bir şekilde yolluyordu...

Bir ara kalkıp içeri ağzını yıkamaya gitti. Bir ara bana seslendiğini duydum. Yerimden fırlayıp kapıya tekme attığımı anımsıyorum. Hiç şaşırmamıştı. Ama ben şaşkındım. Soyunmuştu. Çırılçıplaktı. Azgındı.
- İntikam almayı düşünmüyor musun yoksa? dedi. Bense ona,
- Pis fahişe pis fahişe pis fahişe deyip yumruk atıp duruyordum...

Kalkıp giyindi. Kapıdan çıkarken,
- İşte böyle dedi. Aşk kusurlu olacak ki verdiği acıdan zevk almayı bileceksin. Değil mi Osman?
- Ben Osman değilim fahişe
- Biliyorum. Sen Fuat' sın!

Çok bekledim. Aynı acıyı yeniden yaşamak için...

Ama gelmedi...
-----
Parmağının ucunu uçurabilme ihtimalini göze alarak
Sırf yazabilmek adına
Çok nadirdir
Kalemi açmak için
Bıçak kullanan.
*
Acıyı beklemek mi?
Söz konusu aşksa değer.

Acıyı beklemek!
Yıkıntıları temizlemek içinse değer.

Acıyı beklemek..
Çok zor be uçurumum.

Sığınaklarından boşaldığında özgürlüğe yol almakta öyle.
*
Taşlara vura vura geliyorsun yine
Gözlerimi kapatsam ne çare
Sesin geliyor deli divane
-
Günaydın.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-06-16 04:20:55
İsim : önemli mi
Başlık : Ton
Yorum : ....................................................................günaydın...

az önce gezintimden döndüm ve işte buradayım. kalbimde el bahçelerinden kaldırıma taşmış olan hanımellerinin kokusunu çekmiş olmamın sevinci var. öte yandan hiç bozulmamış bir yatağın sanki suçlusu benmişim gibi yanı başımdan bana bakışıysa ayrı bir konu...

dönüp arkama bakıp, perdelere vuran gün aydınlığını anlatmaya çalışırken, gözlerimi kapatıp açmam uykuya karşı direnişimin rezil göstergesi. altı gün boyuna köpek gibi çalış sonra da dinlenme...

bu yazının başından kalkmalıyım belki. hatta tüm bedenimi yeniden dışarı atmalıyım. o yokuşa tırmanmalıyım. büyük tepeleri arsızca kuşatan artık diz boyuna yaklaşan sarı çiçekli otların içine yığılıp gömülmeliyim. gömüldüğüm yerdeyse horul horul uyumalıyım... ( dün sabah )

...........................................................................günaydın...

sıkıldım ve erken gidip yattım. bir buçuk saat sonra uyandırıldım ve başka bir odaya geçip orada uyudum. üç saat sonra kalktım ve çişimi yaptıktan sonra mutfağın kapısını aralayarak sigara içtim. bir süre dumanların dağılışını seyrettim. tekrar yattım bu kez baş ağrısıyla uyuyamadım on dakika sonra kalktım ve doğruca mutfağa...

cezvede su kaynarken ay ışığını seyre daldım. şeffaf bulutların ayın altından geçişlerini izledim. irkildim. cezvedeki su taşmış yanan ocak başlığına akınca çıkarttığı cooozzz sesinden sessizlikte korktum.
iyi. korku duygumun olması yaşadığımın kilometresi...

baş ağrım biraz hafifledi. damağımın pasını kahveyle gidermeye çalıştım.

kaç gündür, unuttum. traş olmuyorum...saçlarım buruş buruş. pasaklılığa özeniyorsun diye kendime kızdım. son bir buçuk ayda
yaşadıklarım beynimi laçkalaştırdı. evet başka bir izahı yok bunun.

şu an bir dalganın ılık omuzuna yaslanıp hüngür hüngür burnumu çeke çeke zırıldamayı istiyorum. çünkü başka türlü içimdekileri anlatmama olanak yok. ( bu sabah )
----------
günaydın

"İşte 'yağmur dindi'; iki yaz arasına
yokluğu bıraktılar, senin o ağustos
sesini gölgeye değil, külünü aramıza..."
Haydar Ergülen
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.