Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Kuyruklu Yıldız
Yamalı Mektuplar
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Sen bana saattten ba ...
Mektuplar
Beklerken
Dün gece düşümde siz ...
Vazgeçmek zor senin ...
aa bu da varmış
güzel
...
özel
Fırtınalar
Canım
Ayrılığın rengi
Artık kimse mektup yazmıy ...
Deli’mden mektup gelmiş
Günaydın Reçel Kavanozum
ekonomi, kredi krizi, civciv, tatilde insanlar ne yapar, tatil, kol düğmesi, peçete ve bıçakla hangi mesafede durmalı, masada nasıl oturmalı, kredi kartı, tümü

Şu an sitede 15 kişi on-line
Bugün 1,541 ziyaretçi 
Toplam 10,663,560 ziyaretçi 
 
 
   
  Mektuplar
  21.06.2017 - Mektup Kutum
   
 

Bugün aniden durup dururken yağmur olup yağmaya başladığında farkedemedim neden bu kadar üzgün dolduğunu. Herhangi bir gün gibi geldi. Sen sokakta yaralı bir köpek görsen iyileştiremedin diye karaları bağlayansın. Komşun aç oturuyor ona rencide etmeden nasıl olurda birşeyler götürebilirim diye saatlerce düşünen adamsın. Şimdi böyle usul usul başlayan gözyaşların sele dönüşünce başka bir şeyler olduğunu anladım aslında. Gözlerime de boş boş bakıyordun üstelik. Sanki kayıptı her şey. Şu içerisinde bulunduğun durumun geçici bir durum olduğunu bilmene rağmen, kurtulamaman girdabından doğrusu beni de felç etti.

Çaresizlik içerisindeki bakışlarının bir karşılığı da yok üstelik. Kim sana dedi ki gidip aşık ol. Üstelik kızın haberi bile yok. Senin ona yazdığın mektupların hiçbirini okuyamazdı çünkü götürüp onları annemin posta kutusuna atmışsın. Aşktan gözü kör olur da insanın, posta kutusunu bilmezsen mektupların hiçbiri sahibine ulaşmaz ki. Sen bu mektupları düzenli olarak yazmışsın. Şimdi hepsini toplayıp götürsek olur mu ki. Üstelik o kadar zamandır da sana niye bir şey söylemedi diye dertlenip durdun.

Bilmen gereken bir şey var. O kız gidiyor. İsviçre'ye yerleşecekmiş. Biri ile tanıştırmışlar. Görücü usulu evliliklere çok sıcak bakmıyorsun. Oda bakmıyordu fakat, İsviçre denilince denemek istemiş. Demekki ülke farkı olunca olunca fark edebiliyormuş görücü usulü evlilik olayı da.

Mektuplarına bakıyorum. Gecelerin, gündüzlerin bütün zamanların burada akmış. Bir kısmı gözyaşı dolu. Orda öyle durmalarına dayanamadım. Açıp okumaya başladım. Ama kat izlerini hiç bozmuyorum yerine koyacağım söz. Okunmamış gibi koyacağım birde. Göz hakkı diyebiliriz buna.

Aşkı ne güzel anlatmışsın. Ben daha önce hiç karpuz kabuğu olabileceğini düşünmemiştim aşkın. Sen ama mükemmel anlatmışsın.

Sürekli yalnızlıktan bahsediyorsun. Yalnız olduğundan. Halbuki, bir dolu arkadaşın var. Ben varım. Acaba etkilemek için mi yazdın yoksa sahiden o kadar yalnız mısın? Bir de insan yazarken mi yalnız oluyor. İki tane mektubunu geçtim. Onlarda çok özel şeyler anlatmışsın.  Gözlerinin içerisine bakınca neler gördüğünden filan. Kızın gözlerini ne zaman görecek fırsat bulabildin ki. Asansör desem zaten ikinci katta oturuyor. Anneme gider gibi yapıp onu mu bekliyormuydun acaba? Asansörde ayna var ama kız çok utangaç biri kimsenin gözüne bakmaz. Sen de bir karşı duvara bakarsın sadece.

Çok mektup yazmışsın. Bu kadar yazacak şeyi nereden buldun onu da bilmiyorum ki. Annem senden gelen mektupları çok büyük bir özenle saklamış bana kıymetli evrak gelmiştir diye. Hani yazıldıkları günkü kadar güzel ve özenli duruyorlar. Üç tane mektup okudum. Bir tanesinde ben yokum. Herkesi herşeyi anlatmışsın. Hatta Şaban’ı bile anlatmışsın. Hani Urfalı’yla tutuştuğu kavgayı bile. İnsan iki satır da bizden bahseder. Bir itirafta bulunacağım, mektuplarını okurken fotoğraflarını da çekiyorum. Bunu neden yaptığım konusunda çok açıklayıcı olamayacağım. Ne bileyim bişey olur su dökülür, yanar manar. Kalsın diye herhalde.

Benim merak ettiğim Aysun’a ne diyeceğin. Onnla gönül mü eğlendiriyordun. Evleneceğiz diye tarih bile aldın. Ama bir yandan da bu kıza bir dolu mektup yazmışsın. Aysun başka bir şey de bu başka bir şey mi? Bu mektupları görse üzülmez mi dersin? Yani sonuçta bir göç var. Duygu göçü. İnsan hiç mi etkilenmez. Sen de çağın romancıları gibi o ayrı bu ayrı mı diyeceksin. Oysa olmuyor ki öyle.

Kafanın çok karışık olduğunu anlıyorum yazdıklarından. Ancak bir gerçek var ki bir dönemdir kıza endeksili yaşıyorsun. En komiği de onunla görüşme ihtimallerinde gidip hep çivit mavisi gömleğini giymen. Çok sırıtıyor üzerinde. Ben de diyordum ki bu niye çivit mavisi gömleği iki günde bir üzerine geçiriyor. Hani yanlış anlama ama senin gibi birinde biraz hafif duruyor. Saçlarını da geriye atıyormuşsun. Aynada uzun uzun kendini izliyormuşsun. Hangi gülüş yüzüne yakıştı diye. Bilemiyorum tabii ruh halini de. Aysun öğrense o ne yapar onu da bilemiyorum. Üçgündür uykusuzum ama senin bu mektupların beni kendime getirdi. Bak şurda Paşabahçe’den aldığımız bardağı anlatmışsın. Bir aşk mektubunda da ne işi olur çay bardağının diyeceklere kapar olacak incelikte yazılmş bir yazı.

-Bu arada ben de Maydanoz’lardayım yine. Son projesi kimya için skype bağlantsı yaptı bir kimya hocası ile ama sürekli gülümsüyor. Bu proje bu gece biter mi bilemiyorum-

Bugün çok yorgun hissediyorum kendimi, inanılmaz yorgunum ama mektuplarını da merak ediyorum. Birde pat diye istersin filan.. Öğrensen kızacaksın bana. Hatta tavır alır konuşmazsın. Bütün bunları göze almak bu mektuplar için çok zor ama yapıyorum gördüğün gibi. Aslında çok meraklı değilimdir, yani yanımda çantasını unutan birisinin çantasını filan karıştırmam. Defter kitap bıraksalar onlara da bakmam. Dokunmam kimsenin bir şeyine. Ama bu mektuplar hazine gibi. Lezzetli bir yazı için insan arkadaşının hışmına uğramaktan kormaz mı? Sahiden olabiliyormuş.

Onu ne kadar çok sevidğini anlatmışsın. Geceleri ağlıyormuşsun sevginden. Bir de hiçbir şey yiyemediğin zamanlar varmış.

- Bu kısmı ben yaşadım. Yani bir tür kilitlenme. O nedenle seni anlayabiliyorum. Hiçbir şey yiyemedim. Sonunda doktora gittik. Serumla beslediler bir süre. Bir kilitlenme olayı yaşadığında ve bunu açacak kişinin de anahtar umurunda olmadığında sen öyle kilitli kalabiliyorsun. Şimdi benim doktorum, Maydanoz’un okul arkadaşının babası çıktı. Ben de olayı hepten unutmuşum. Bizimkiler hatırlattı. Hani o üst üste serumların bağlandığı dönem.-

Bilemiyorum ki tabii ki. Diyemeyeceğim. Hayat bir yolculuk ve biz yolculuğa ne anlam katıyorsak onunla besleniyoruz aynı zamanda. Her anını dolu dolu yaşayabilmek inanılmaz güzel bir duygu. Ancak dolu dolu yaşamak demek onun sabır gerektiren ayrıntılarını atlamak anlamına gelmiyor. O ayrıntılar olmadı mı yarım kalıyorsun çünkü. Tamamlanamıyorsun. Ayrıntılar sabır istiyor. Özveri istiyor. Hoşgörü istiyor.

Deneyebilir miyiz dersin hogörülü olmayı? Zor..hem de çok zor. Farkındayım ama her şey bir adım atmakla başlar.

Sen benim de bu noktada adım atmamı isteyeceksin. Aslında çoğu adımım buna yönelik olmasına rağmen, bir cam tavan sendromu ile karşı karşıyayım. Yani denenmişlikler var. Bilirsin. Sınırları bütün hepsini ama en uç noktasına kadar zorlarım. Olabilecek bir şey varsa kesin olur. Fakat bütün denemelerim bütün çabalarıma rağmen kabul etmek zorundayım ki, yağmurun yağması bir doğa olayıdır. Ben yağmuru inkar etsem de yağmur yağacak. Şemsiye alabilirim. O zaman dia diyorum ki, yılda kaç defa yağıyor ki yağmur..

Anlıyor musun?

Mektuplar...

Onlar çok güzel..

   
   311 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum yaz! - Etiketler :
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :