Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Türkiye
Anneler Günü
Günaydın Yazıları
Blog
Teknokentim
İzlediklerim
Gezi Defteri
Türkçe
Ekonomi
İstanbul
Aşk
Aktüel
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Eve Geldim
Yine buradayız
Uzun Eldivenler
Bu Sabah
Günaydın
Gülüşün
Yine burdayız...
.........
.........
💐
Kız Nasıl İstenir?
İstanbul'da Bir Hafta
Annem Kime Oy Verecek
Fotoğraflarla Türkiye'dek ...
Gamzelerin alık alık
kitap, deniz olacaksın, nazım hikmet, şiir, antalyada bir akşam, çileklerle başbaşa, çilek fotoğrafları, sütaş karikatürleri, mektup, özledim tümü

Şu an sitede 19 kişi on-line
Bugün 1,889 ziyaretçi 
Toplam 10,862,771 ziyaretçi 
 
 
   
  Öylesine güzelsin ki
  10.08.2017 - Günlüğüm
   
 

 



   
   394 kez okunmuştur. Yorumlar (5) - Yorum yaz! - Etiketler : köprü altı istanbul
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 5 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-08-10 05:54:37
İsim : kemaliderya
Başlık : gittikçe
Yorum : gittikçe daha çok ıslanıyorum
ellerim naftalin
dudaklarımda alışmadığım tat
seni özlüyorum
aklım çarşı yerinde kaybolan çocuk
içim geçiyor tren beklerken
ancak istasyonda değilim
olsam ne değişir zaten tren hiç gelmez
keşke cesaretim olsa inanmaya
yada inandıklarımdan caymaya
sabah olmuş küllerinin üstüne
seni geceden beri yakıyorlar
hala oynuyor ayak parmakların
kimse oralı değil
ben ne kadardır baygınım sevgilim
sen ne kadardır öpmedin dudaklarımdan
bak!..
Hala yaşıyorum kıyılarınna inat denizlerin
orda mısın?
yoksun
biliyoum
sen de benim kadar öksüzsün

bu gece senin inandıklarına dua edeceğeim
ne olur üstüne alınama

Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-08-10 08:25:41
İsim : önemli mi
Başlık : iksir
Yorum : hava alıp geldim.

Cebeci' ye indim. Karaköy böreği ( ayı böreği ) yedim. soğanı kıyma yerine kavurup koymuşlar. sabahın köründe dalaşsam olmaz. küfür etsem sağda-solda gecenin yorgunluğundan ölen pavyon hatunları-bekleşen taksi şoförleri huzursuz olacaklar. efendi olmalıyım. söz vermiştim. bu belki de sen olabilirsin. evet evet sana söz vermiş olabilirim. söz verdim mi de tutmalıyım? tuttum düşümde ellerinden
kalktım masadan birlikte gülümseyerek hesabı ödedik ve henüz güneş düşmemiş kaldırıma çıktık aynı adımlarla. tenin burnumun ıslaklığınsa
( o ayrı konu ) ucunu sızlatıp duruyordu...

koluma girdin. yıllardır bir hatun koluma girmemişti. yıllardır bir hatunun ten kokusunu hissetmemiştim. sabahın şu vaktinde pencereleri açık bırakılmış-perdeleri uçuşan-pencere pervazında güvercin yuvası bulunan bir odada olmayı arzulamanın ve sevişmenin ne günahı olabirlirki?

biraz ilerideki hayrattan yüzümü yıkadım. saçlarımı ıslattım. ve yürümeye başladım. trafik sessizdi.
ben mi?
ben içimdekilerle ölmeye alışkınım artık. kaç kez içimdekilerle öldüğümü saymıyorum da...eskiden sayardım. kalbime çentik atıp dururdum. gün geldi kalbimde çentik atılacak yer kalmadı. bu kez
asıl söylemek istediklerime çentik atmaya başladım. derken gün geldi
yalnızlığın ne demek olduğunu da unutmuşum. kimse de yanıt vermedi.
baktım yalnızlığı da aşmışım...her halde yüksek atlayıcı oldum. ayrımında değilim...

rampaya geldim. kaldırımlar onarılıyor. işçiler iş başı için erken diyorlar. karşıdan babasının oğlu geliyor. baba parası baba evliliği
baba istedi diye torunları derken bu gelen Turan...Allah bilir babası demiştir bizim kişiliksiz Turan' a spora başla diye. Vakko spor kıyafetleri nıke marka spor ayakkabası tin tin karşıma gelip durdu...
- vaaaay kardeşim nerelerdesin? unuttun bizleri...
- buralardayım. sen spora mı?
- valla öyle...bilirsin bizim pederi biraz yağlandık mı sevmez...
- tutmayım seni...
- görüşelim yahu...bir akşam yemeğe çıkalım. Ayla' da merak etmiş seni. geçenlerde sorduydu...nerede bu çocuk diye?
- selam söyle...
- söylerim....

rampayı tırmanmaya devam ettim. sen hapis-mapis diyorsun iyi de
ben açık havada kurt kapanına sıkışmışım. kapanın dişleri ayak bileklerime girmiş. kemiklerim ezilmiş...

...

Bedford kamyon hafif dalgalı gölün çakıllarına dokundu. motoru sustu.
derken bir sürü düş dindi.

Gölbaşında piknik...su temiz ve serin. yeni rakılar indi. nevaleler indi.
sandal yanaştı. sazan balıkları alındı. derken akşam çöktü. yıldızlar tek tek görünmeye başladı. ay yoktu. baba karısını aldı kuytuluk bir yere götürdü. geç kalırsak merak etmeyin denildi. başlar sallandı. rakı şişeleri su da yüzmeye başladılar.

kuytuluklardan gelen inleme sesleri gölün azgınlaşmış dalgalarına karıştı. mutlu insanlar döndüler...

Bedford kamyon çalıştı...eve dönüldü...

...........................................günün iyi olsun...

Dilinde bir şey var senin
Beni defalarca oku dedirten
Böyle bir şey olmalı iksir
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-08-10 17:05:17
İsim : önemli mi
Başlık : cırcır böceğin
Yorum : alıp başımı çıktım. beyaz tişörtüm paçaları kıvrık kot pantolonum ve içime don giymemişliğimle İtfaiye meyanında kırmızı belediye otobüslerinin durduğu yere geldim. ( bu arada kusura bakma müziğini kapatmak zorunda kaldım. yazarken dikkatim dağılıyor.) ön camlarının
hemen üstünde nereye gideceklerini kırmızı ışıklarla gösterdikleri levhaları taradım. fazla uzun sürmedi. işte Gölbaşı... harfler kırmızı kırmızı akıp geçtiler. İtfaiye meydanı kaynıyor. tütüncülerin ve telefoncuların bulunduğu yerlerde bir sinek bile uçmuyor. sıcak belimde ter gölcükleri oluşturuyor ve popoma apış arama akıp duruyor.
otobüs koltukları boş. duraktaki saat göstergecinde ne zaman kalkacağı yazılı. Gölbaşına on dakika var...otobüsün gölgesine sığınıp
yukarılara bakıyorum. rengarenk otel isimleri var. Başkent oteli-Çiçek oteli-Ankara oteli-Gül otel-otel Saadet gibi. tüm bu eski otellerin duvarları aşınmış. odalarını anlatmasam daha iyi...

ve yolun hemen karşısında 1502 yılından beri yaşamakta olan EYNEBEY HAMAMI...sultan Beyazıt veya annesi Nigar olabilir gelmiş midirler? Beyazıt' ı geçtim annesini çırılçıplak görmeyi isterdim mesela...işin garibi bu hamama ben de hiç gelmedim. bir ara gelip düşlerim için mermer göbeğine uzanırım. belki bu kış olur...şimdi o mermer göbeğinde uzanmışken usuma kırmızı otobüsün gölgesinde
dikilirken bir sürü konu geliyor ya neyse...tâ İstanbul'a uzanıp bembeyaz tenli BAHRİYE HANIMI anlatmam lazım. yazılarda senin hoşuna gidiyor ya alçak yazıcı çıldırmış bu! dersin. Bahriye hanım
öleli çok olmuştur. mezarını bulmak hakkında yazı yazabilir miyim diye izin almak bir sürü iş...sonra izin de vermeyebilir. der ki; ulan kerata Zeytin, ( lakabımdı ) beni çırılçıplak seyretmene izin verdimse ileride yazmana izin verdiğim anlamına gelmez...kulaklarını aç yüreğini aç
keman sesini dinle şimdilik...hadi beni yalnız bırak. kahve mi içmeliyim.
çıkarken Safiye' ye söyle kahvemi mangalda yapsın....

otobüs hareket etti. virajlardan dönerken tekerlerin asfalta yapıştığının seslerini işitmekten zevk aldım.

Gölbaşı...

doğumum mu ölümüm mü? ikisi de eğil. balıkçı barınaklarını kimse kullanmıyor artık. sular bu barınaklar arasında çekilmiş. sazlıklar kurumuş. etraf sineklerle ve gübrelerle dolu. bazı yaşayan ahırlardan danaların ineklerin sesleri duyuluyor. göl kıyısındaki içkili retoranlarda kimsecikler yok. sandalyeler masalarına dayanmışlar. herkes ölmüş sanki.

su da kıpırtı yok. eskiden balık kıpırtıları olurdu. esinti olurdu...gölden rezil bir koku geliyor ve dibi bataklık artık...göl kıyısından yürüyerek
kokunun azaldığı bir yeri sonunda buldum. bir restorandan içeri girdim.
mezeci kasiyer ve bir garson kız ( Suriyeli )...altı gözle bana baktılar.
gülümsedim. terasına çıktım. üzüm salkımlarının tozlandığı asma yapraklarıyla dolu çardağın altındaki masaya oturdum. mezeci geldi.
- İçerde otursaydınız...
- burası iyi dedim...
- siz bilirsiniz...
- evet her neyse...soğuk bir cacık zeytinyağlı bir de otuzbeşlik...orijinal olursa iyi olur...parası önemli değil dedim...
- beyefendi bizdekiler piyasadaki rakılara benzemez...
- bilmem artık...kapağı açılmamış olsun. uzun bardak...su mu? hayır su istemiyorum...ne şalgam mı? mezeci onu da istemiyorum...

mezeci gitti. sonunda hatıralarımla baş başa kaldım. aynı iniltileri ve aynı dalgaları duyarım umuduyla bu sıcakta onca yol teptim. boşa gelmemişimdir umarım....

sevgilerle...
--------
Cırcır böceğinin sesini duymak varmış bugün
Bir haftadır kulaklarımdan gitmiyordu
Nerden çağrışım yaptı bilmiyorum ama
Muhteşem bir şey bu iksir
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-08-10 22:33:45
İsim : önemli mi
Başlık : su perisi
Yorum : çok tuhaf bir şekilde yüzüme-üstüme-açıkça saçlarıma baktılar. otobüstekilerde bakmışlardı. aynam yoktu. merak etmiştim. ben de ne gibi bir değişiklik vardı da herkes sanki biraz acıyarak bakmıştı. içimden aman ya dediğimi anımsıyorum. aldırmamıştım. otobüs koridorundan yürüyüp en arkadan ikili koltuğun birine oturmuştum. pencere camına düşen gözlerimden yanımdaki koltuğun boş olduğunu zaten görüyordum...

doğruca mutfağa yollandım. buz dolabının kapağını açıp soğuk bir soda çıkardım. açacak her zaman ki yerindeydi ama kollarımı kaldıracak gücüm kalmamıştı. yine de bulaşık sepetinden bana bakan bir kaşık sapı görmüştüm. kaşık sapıyla sodanın kapağını açtım...bir dikişte hepsini bitirdim. ayılırım sandım usumca. yanılmışım...bir ara
banyoya girsin söyle de...ben mi? bana ne sen söyle gibi bir şeyler duydum. sonunda zaten soğuk duşun altına girecektim. banyoya girdim. traş olmak için yüzüme bakmak zorunda olduğum ayna da yüzümü gördüm. saçlarımı da...saçlarımda nereden geldiği belli olmayan bir kaç çürümüş yosun parçası vardı...o yetmiyormuş gibi kırık kırık küçük kurumuş ot parçaları da takılmışlardı. yalnızım dostlarım yalnızım yalnız ezgisini mırıldanırken bazı şeyleri- görüntüleri hayal-meyal anımsadım. örneğin restorandan çıktığımı-uzun süre gölün kenarında yürüdüğümü sonra da uyuştuğumu arkasında uyumak için kıvrandığımı ve gölün kıyısına uzandığımı...
tüm bunlar sanki hiç yaşanılmamış şeylerdi ama yaşanmışlardı işte...
yalnızım dostlarım yalnızım yalnız...

duşun altına girdim. su bedenimden buzda kayan kızaklar gibiydi. soğuk su. ürperdim sonra alıştım sonra da gölün kıyısında nasıl uyandığımı nasıl da koktuğumu anımsadım. su yanağıma dokunmuştu.
şap şap ve şap şap yumuşak öpücükler gibiydi...bir an bu şap şap sesleri su perisinden mi çıkıyordu çıkaramadım. su perisi mi? gözlerimi
açtığımda bembeyaz bir ayla karşılaştım. bir kaç yıldız parıltısını seyrettim sonra başım döndü gözlerimi kapadım. yeniden uçmuşum...

duşumu aldım. kimsenin yüzüne bakmadan doğruca odama girdim. yarı çıplak uzandım. en son tavanda kıpırtılar vardı...
uyandım senin için dedim... iyi geceler.

***
Sanki tüm kaldırımlarda yazıların var
Daha iyi görebilmem için de sokak lambalarını yerleştirmişler
Ne gereği var ki oysaki
Sen yazınca başına ay ışığını da bırakıyorsun
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-08-11 05:06:16
İsim : önemli mi
Başlık : hayatsın
Yorum : .......................................................................günaydın.....

saat 04:29

uyanalı on dakika olmuş. kaşına kaşına mutfağa yollandım. kahve için su ısıttım. bu sabah balkon fena sayılmazdı. rüzgâr esmeyi unutmuş gibi...yalın ayak balkon taşına bastım. sırtım göğsüm hafif terli. ufuk henüz aydınlanmadı. yıldızlar hem yakın hem de uzaktı. deliksiz bir uyku uyuduğumu söyleyemem. yıllardırda uyumuyorum üstelik. uyumam gerekmiyor aslında hiç gerekmese sevineceğim. saat üçte kalktığımda bir an resimlerin usuma geldiler. güzeldiler. resim benim için uzak bir düşünce olmasına karşın yine de bir şeyler anlatan anlatmaya çalışan resimler hakkında konuşmayı severim...

midem gurulduyor kazınıyor ve bir iki lokma atıştırmalık yesem geçeceklerini de biliyorum.

kahve bardağım ve tütünümle yeniden dışarı çıktım. az sonra ezan okunacak. oysa şu balkon çiçek sever olsaydı cennete dönüşebilirdi.
çiçeksiz ve fesleğensiz bir balkon bence mezardır. kemiktir ve anlamsızdır. yoksa düşlerim de olmasa; şu balkonu düşlerimle süslemesem ben de biliyorum ki kuru bir balkon olacağım...

balkonların çoğu böyle. balkonlar böyle olunca gülümseyen kadınlarda
zamanla balkona dönüşüyorlar. çiçeksiz-kuru balkon olmayı ve o balkonu sadece çamaşırlar için kullanmayı yeyliyorlar.

Ama Bahriye hanımın avluya bakan balkonu böyle değildi. hakiki ahşaptandı ve rengarenkti. yaz günleri o balkona çıkar keman çalardı.
Ama Bahriye hanımın düşleri de Marmara saflığında tertemizdi. sanırım Saray Burnundaki dalgalara benzerdi konuştuğu ve soyunduğu zaman. lakabımı neden Zeytin olarak koydu onuda anlamadım ama her Zeytin dediğinde pipimde bir şeylerin olduğunu
hissederdim. kocası Nejdet bey sönük adamdı. daha ben o yaşımda bu sönüklüğü anladıysam Bahriye hanım haklıydı Nejdet beye bakarken ki
küçümser bakışlarında...bir gün; balkonunda oturmuş konuşuyorduk.
sürekli bana bakarak gülümsüyor gümüş ağızlıklı sigarasında bir nefes çekiyor kahvesini yudumluyor evet bir gün akşam yemeğinden az önce; biliyor musun demişti avluda öteki erkeklerle rakı içen Nejdet beye bakarak, bu adamla ne zaman yatağa girsem boşalana kadar seni
düşlüyorum Zeytin' im...saf saf neden ki demiştim? sadece gülmüş ve
keşke ulan demişti bir kaç yaş büyük olsaydın. neden demiştim? küçük müyüm? bu kez saçlarımı okşamıştı. hadi bakalım bizde aşağı inelim. ne var ne yok bakalım.

kahvem bu arada soğudu...ısıtan olmadığına göre yenisini yapayım...
günün iyi ve sevimli geçsin....
***
Senin günışığı yazıların günlüğe düşünce sanki bir prizmanın eğik yüzeyinden sızıyor ve gök kuşağı gibi bir renk yelpazesi oluşturuyor. Yağmur sonrası huzru beklemeye gerek yok yani gök kuşağını görmek için.

Günaydın gün ışığım
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.