Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Temmuz
Bayram trafiği
Sizin Hiç Ramazan Bi ...
İçim Gidiyor
Limon
eyyy vefa-2
eyyy vefa
mesele
yalan dünya
sabahlar
Limon
Kulaksız
Hırsız
Mezarlık Bekçisi
Kitapçı
fidanları güçlendirme fotoğrafı, fiyonk, günaydın, heykellerin taşıdıkları anlam, cumhuriyet anıtı, depresyon, botanik bahçem, lale fotoğrafı, çiçek fotoğrafı, tümü

Şu an sitede 15 kişi on-line
Bugün 12,728 ziyaretçi 
Toplam 10,292,636 ziyaretçi 
 
 
   
  Mezarlık Bekçisi
  08.02.2008 - Hikaye Kitabım
   
 

Sekiz yaşında kuş lokumu alacak kadar param olmadığı zamanlarda biri çıkıp, gün gelecek ölüleri bekleyerek kazanacaksın anca, deseydi bir daha yemezdim. Cebime doldurup dolaşıyorum şimdi. Bir yandan kazıyorum bir yandan ağzıma atıyorum avuçla. Hoşuma gidiyor yemesi. Hem enerji de veriyor. Zor iş kazma sallamak. Üstelik bütün gün aynı çapta mezarlar açmak.

 
 
Ölüler tuhaftır. Hiç konuşmazlar. Şarkı söylemez şiir okumazlar. Beni severler. Bekliyorum ya onları, bir de saygı da kusur etmiyorum ya, ondan severler beni. Ben de severim onları hani. Gerçi az konuşsalardı, hiç değilse geceleri yani, fena olmazdı ya, buna da şükür. Önceleri korkardım. Geceleri sürekli televizyona bakardım. Ses olsun diye radyo filan açardım. Işıkları hiç kapamadan gözlerimi gökyüzüne, bazen de ilerdeki caddeye diker beklerdim. Sabah ezanı okunsun da gün çabucak ışısın diye beklerdim. Sonraları bana bir katır verdiler. Huysuz bir şey ki o kadar olur. Şimdi mezar kazıyorum değil mi, gelir bir çifte de yıkar beni yere. Bozulurum küfrederim aldırmaz. Acıkır da mı tekmeler beni huysuzluğundan mı bilmem.
 
 
Yine çifteyi yediğim günlerden birinde annesini ziyarete gelen kadın yardım etmişti bana. Tuttu elimden kaldırdı. Yaramı saracak oldu. yara dediğime bakmayın. Az bir şey dirseğim kanamıştı. Ama yardım ediyor ya, çok canım yanmış gibi yaptım. Numara tabii. Katırdan başkası anlamaz nasılsa. E şimdi mezarlıkta ölü bekliyorum dediysem, kuş lokumu çiğniyorum mutlu oluyorum dediysem aptal da değilim yani. Neyse. kadın kulübeye kadar götürdü beni. Uzunca boylu ince zarif bir hanım. Konuşurken ha bire kelimeleri yutuyor. Ne dediği pek anlaşılmıyor. Ben de bir daha soruyorum. Böyle daha iyi. Sesini defalarca duymuş oluyorum. Kuş lokumundan bile güzel.
 
 
Yaramı sarıp bir yandan da sohbet etti benimle. Adımı sordu. Heyecanlandım. Aklıma gelmiyor ki adım söyleyeyim. Olacağı bu işte. kimse seslenmediğinden unutmuşum adımın bir kısmını. Ölüler konuşabilseydi olmazdı böyle ama yapacak bir şey de yok. Kadın gülüverdi. Adını hatırlamıyor musun gibilerden sordu. Hatırlıyorum filan dedim. Geçiştirdim. Çay ikram ettim sağ olsun içti. İçerken de bardağa dikkatlice baktı, kirli mi , temiz mi... “temiz” dedim hemen atılıp. “Yok ona bakmıyorum aslında, düşünüyorum öyle” diye yarısını yutaraktan kelimelerin konuştu yine. O konuşuyor ya elim ayağım daha bir dolanıyor. Aklımı küreğime eşleyip yıktım cümlemin hasını o anda;
 
 
-          siz fena halde çok acayip güzelsiniz
 
 
bir yudum daha içip “teşekkür ederim” dedi bana. O an katıra baktım. Ulan dedim kendi kendime, “ulan katır sen bir kere bile teşekkür etmedin” . katır işte ne olacak. Bu hanım kadar zarif değil ki!.. Az daha oturdu benimle sonra da telefon numarasını bırakıp gitti. Hasta numarası yapıyorum ya kalkamadım yerimden. Gerçi kalksam ne olacak. Hiç. Kapıdan seslendi; “ iyi bak anneme lütfen” diye. “Tabii” dedim mi demedim mi, vallahi hatırlamıyorum. heyecanlandım yine. galiba “siz bilirsiniz” dedim. O da gülümsedi hafiften yürüyüp gitti.
 
 
Günler geçti. Geceler geçti. katır daha kaç kere çifteledi beni bilmem. Yine mezarın birini kazıyorum. Selvi ağacının altında gölgelik yerde iyisinden mezar yaptım kendime. İçine girip denedim. Uzandım bir güzel. Döndüm sağıma soluma, yok olmadı. Burası değil demek. İlerde incir ağacı var. Onun altına kazdım hiç nefes almadan. Bu da değil. Kulübeye yakın bahçelik yapmıştım. Sardunyadan domatesten küçük bir bahçe. Oraya kazdım bir de. İçine girdiğimde başıma mezar taşı düşünce anladım ki aradığım yer burası. Oldu. yanına bir tane daha kazdım. Ama nasıl güzel! Hem derin hem de tahtaları meşe. Güzel ağaçtır meşe. İkisini de denedim iyice. Evet. Çok güzel oldu. iki avuç kuş lokumu attım ağzıma. Kulübeye girip telefonunu çevirdim güzel kadının. Dedim “sana güzel mezar yaptım, yanına da kendime kazdım. Sardunyalar domatesler...” telefonu kapattı. Oysa “sardunyalar domatesler öyle güzel kokuyor ki” diyecektim daha. Dinlemedi. Anlaşılan katıra kısmet ölüyken bir yanım.
   
   2,581 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum yaz! - Etiketler : hikaye, mezarlık bekçisi, öykü, edebiyat
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :