Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
Kişisel Gelişim
  Yol Alan Yazılar
  Bilmece
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Sevmek Fırtınaları D ...
Bir Şey Ancak Değer ...
Özgürlük
İnanç
Geleceğini biliyordu ...
Gülüşün
Yine burdayız...
.........
.........
💐
"Sen benim için önemli de ...
Haftasonu tatili hakkında ...
Neden Ben?
Işık
Bu Yazıyı Okumalısınız
roma yanarken nero ne yapıyordu?, yunuslar ne içer?, cahilliklerimiz kitabı, eşler arası diyaloğun önemi, cinsel zeka ve cinsel mutluluk, yatakta mutlu nasıl olunur, günlük, yemek hikayeleri, yemek şiirleri, eftelyaya mektup tümü

Şu an sitede 12 kişi on-line
Bugün 1,808 ziyaretçi 
Toplam 10,882,487 ziyaretçi 
 
 
   
  Sevmek Fırtınaları Dindirmektir
  20.09.2017 - Laboranite / Kişisel Gelişim / Yol Alan Yazılar
   
 

Sıcak dalgası ve bütün ağırlığı ile çöken nemli hava yerini klimaların acı nefesine bırakınca bütün algım tıkandı. Üstelik yanımdaki telefon acı acı bağırıyordu. Her defasında açmama rağmen iletişim damarları kopmuş olduğu için ne benim sesim karşıya gidiyordu. Ne de karşıdaki sesi duyabiliyordum. Sorun telefondaydı. Kapandı ve açılmıyordu. Bir süre sonra iş telefonu hareketlendi. Ama o da arızalandı. Sanki çığlık çığlığa sesler geliyor, geldiği yerde kaboluyordu. Öylesine yorgun düştü ki elimde, yerine koyduğumda artık bütün enerjisi bitmişti.

Güne başladığımda uyuşmuş parmaklarım, geceden kalma baş dönmesi, bütün aksiliği üzerinde olan midem günün geri kalanına ilişkin sinyalleri veriyordu aslında. Toparlanmam biraz zaman adlı. Evden çıkmadan önce mutlaka davetsiz misafirlerin olabileceğini bilerek olabildiğinde toparlamaya çalıştım ortalığı. Çok başarılı olduğumu söyleyemem doğrusu. Ayakkabılarımın da bağcıklarının boğum yeri kopmuştu. Muhtemelen yolda bırakacaklardı beni. Dışarıya çıktığımda taksi bulabileceğimden de hiç umutlu değildim. Fakat ne kadar zaman olursa olsun bekleyecektim. Bir tek adım atabilecek gücü görmüyordum kendimde. Sonunda hastaneye yolcu bırakan bir taksi önümde durdu ve beni aldı. İşe doğru yola çıktım. Uzun bir sessizlik oldu. Dünyanın en muhteşem tenorlarından birini dinliyordum takside. O ara insanoğlunun istediğinde nasıl muhteşem sesler çıkarabildiğini düşünüyordum.

Çok değil onbeş dakika sonra yaylım ateşi gibi telefonlar gelmeye başladığında gözümün önünde tek bir görüntü vardı. Büyük bir öfke nöbetinin bulduğu her şeyi dağıtması. Kapıları tekmeliyor, sehpalara vuruyor, duvarları yıkarcasına konuşuyordu. Hiçbir şey yapamadan sadece seyrediyordum. Dinmesini beklemenin dışında yapacak hiçbir şey yoktu. Cezalandırıldıklarında karanlıkta kapının dışına bırakılan çocuklar gibi ben de biteceği anı bekliyordum. Dindiğinde dünyanın en büyük kabusu bitmiş olacaktı. Telefon bana bakarken tek şey söylüyordu sürekli. Anlamıyorsun..Anlamıyorsun…Anlamıyorsun..

Doğru anlamıyordum. Günün büyük bir kısmı anlamadığım bir saat dilimine hapsolarak kaldı.

Nihayet ortalık sakinleştiğinde çalışmaya başladım. Yeni gelen telefonlar süre doldu diyordu sadece. Süre doldu. Bir zaman makinesinin içerisindeyiz ve nefes almaksızın aynı şeyleri söylüyor sesler. Süre doldu. Bilgisayarımda sürekli kullandığım ofis ekipmanları birden bire kendilerini korumaya aldı ve tek bir tuş bile hareket edemez oldu. Bunun olmasını bekliyordum aslında. Yardım istedim fakat en yakın  yardım ekipleri birkaç masa öteden kalkıp gelinceye kadar olanlar zaten olmuştu. Asıl ilgili kişiler yoktu ve çözüm bulunamıyordu. Bir kahve içtim. Sonra böyle bir kriz anında yönetici formatında giriş yapılırsa sorunun çözülebilme ihtimali olduğunu hatırladım. Yaptığımda çözüm sağlandı. Ben de kısa bir süre nefes alabildim.

İnsani duyarlılık sınırlarının en dip noktasındayız. Kendimizi terk etmeye hazır bekliyoruz. Bunun için yaratabileceğimiz efsane nedenlerimiz de var üstelik. En görkemlisi de “sevgi”. Sevgi nedir? Sevgi bir yapraktır, bir sestir, bir tebessümdür, limon ağacıdır, kirazın beyaz çiçeğidir. Sevgi güne damgasını vuran bir duyarlılıktır. Kendimizi sevgisizleştirerek aslında almak istediğimiz yol için mazeretler üretmeye çalışıyoruz. Daha cesur olabiliriz oysaki. Arkasına saklanmaksızın hiçbir şeyin, sırf yitip gidebilmek için haklı nedenlere de ihtiyacımız yok. Derme çatma hikayeler yaratarak, paramparça hayatlar yaratmamıza da gerek yok.

Sevmeyen insanlar, sevgiden yoksun olanlar ne yaparlarsa yapsınlar büyük bir yalnızlığın pençesinden kutulamıyor. Ve herkesi ama herkesi o yalnızlığın içerisine çekmeye çalışıyor. Oysaki sevgi fırtınaları dindirebilmektir. Nedeni ne olursa olsun. Bütün fırtınalar bir gün diner. Hiç bir fırtına söküp alamaz sevgiyi. O bir defa yeşerecek bir damar bulmuşsa, mutlaka ama mutlaka kendini var eder.

   
   421 kez okunmuştur. Yorumlar (7) - Yorum yaz! - Etiketler : sevmek nedir
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :
   
   
Toplam 7 yorum yapılmıştır.
Tarih : 2017-09-21 02:44:29
İsim : önemli mi...
Başlık : Hangi Yön
Yorum : - Unutmadın değil mi?
- Neyi unutmadım?
- Öğlen bendesin. Yoksa unuttun mu?

Dün Deniz' in nişanı vardı. Sözleşmiştik ablamla. Yine bıyıklarım
Hayriye' nin kulak altına batmaya başlamıştı. Belinden çekip kendime yapıştırmıştım . Sadece bir inilti çıkmıştı kulağımın memesini emerken.
Dans ediyorduk. Yabancı, yavaş bir parçayla koskoca salon kırmızı yeşil mavi ışıklarını parçaya göre ayarlamıştı anlaşılan. Hayriye derin derin soluyordu ben soluyordum her şey susmuştu. Tüm dans edenler bize özenmişler, ayakta sevişmeye başlamışlardı sanki...Ama yanılsama denen bir konu var. Yanılsama...

- Sakın bırakma dedi Hayriye. O hengamenin, uğultunun arasında neyi bırakıp bırakmayacağımı soracak halim yoktu. Müzik biterken her saniyenin tadını çıkaran Hayriye bir an kollarımın arasından düşecek gibi oldu. Sonra toparlandı, tüm parfüm kokularıyla bedenimden uzaklaşmadan önce, yine motor yağı koktuğumu söyledi...Tuvalete doğru yürümeye başladı.

- Unutmadım. Gelirim. Ne var yemekte?
- Dairenin yemeklerini merak eden sen değil miydin? Gelince görürsün...

Aynı böyle yapış yapış bir sıcaklık vardı. Bulvar tenhaydı. Motora binecek halim kalmamıştı. Hayriye ancak sabah beş gibi iyi geceler deyip kıçını kıçıma yapıştırıp horlamaya başlamıştı.

Bulvar boyunca uzanan çınar ağaçları bile gölgelik bir yer arıyor gibiydiler. Kırmızı ışıklarda bekledim. Yeşil yanmadı. Sarı yanmadı.
Yine bozulmuş olmalıydılar. Tiryaki pasajının içinden ızgara köfte kokuları geliyordu. Bir ara ablamı ekmeyi sonrada sırası değil şimdi diye düşündüm...Trafik akışı azlaştı. Karşıya geçip bir taksi çevirdim.
Ön koltuğa oturdum. Koltuk deriydi. Kızışmıştı ve tüm hıncını kıçıma
saldırarak aldı. Taksici nereye beyim dedi? Bahçeli evlere. Büyük kütüphaneye yakın olsun...Peki beyim dedi.

İki dakika sonra Kızılay kavşağında durduk. Maltepe' ye dönüş için bekledik. Bir sigara yaktım. Dumanı camdan üfledim. Sıcaktı sıkılıyordum ve ablama söz vermiştim. Başımı çevirdim. Karşıdan karşıya geçenleri seyre daldım. Sağımdan ve solumdan akıp gidiyorlardı. Sonra bir şey oldu. Donup kaldım. Onlarda donup kaldılar.
Elele tutuşmuşlardı. Oğlan beni tanımıyordu. Ama yanındaki kız tanıyordu. Sonra elini kopardı oğlandan. Taksi hareket etti. Buz gibiydi
hava...

Ablamla yemeğimizi yedik. Yemek boyunca konuşmadım. Bir ara Hayriye' yi konuştu. Yanıt vermedim. Ama o kız Hayriye değildi. Dört yıldır beraberdik. Evlenmeye karar mı vermiştik? Ben dört yıldır bu kıza sadık mı kalmıştım? Hayriye! Ah evet Hayriye vardı! İlk iki yıl otuzbir bile çekmemiştim. Bol bol hamamcı olup durmuştum değişik değişik kadınlarla...

Eee şimdi neden kızgınım ki!

Akşam bara geldi. Yanlış anladın dedi. Ne yanlış anlayacağım dedim.
Sakın oturayım deme dedim. Bırak anlatayım dedi...Koluna yapıştım.
Barın kapısına götürdüm. Siktir git dedim!

Motora atladım. Gazı kökledim. Vitesleri boşalttım.

Eee şimdi neden kızgınım ki! Aklımdaki tek düşünce o iki yıldı...Boş geçen iki yıl...Kendime Allah belanı versin dedim...Doğruca Lila Pavyona yöneldim...Zamanı kapatmam lazımdı...

***
Günaydın
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-21 08:52:35
İsim : Aylin
Başlık : aldatma
Yorum : Aldatma üzerine de yazı yazarmısınız.?

***
Yazarım Aylin.
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-21 16:53:23
İsim : önemli mi...
Başlık : Yok Artık...
Yorum : Hamamönünde Oktay Lokantasında oturdum. Erkendi. Kendime dedim ki; - o ara zayıf kılıklı garson Jole İşkembemi masama bıraktı ve ben
bu zayıf kılıklı garsonun uzun damarlı kirli tırnaklı parmaklarıyla başbaşa kaldım, ki işkembe içme olasılığım yüzdeyüzken hemen hemen sıfıra düştü...evet kendi kendime dedim ki, vallahi ben masumum. Ben sonradan kirlendim...

Yani sevgili dostum sen bir cerrah olarak daha içten daha detaylı daha
araştırıcı daha geleceği görücü olarak, kılı kırk yararak hayatını birleştirmeye karar vermiş olduğun kadını daha yakından incelersin.
Hatta, belki de soymazsın. Bu yüzden sana her zaman hayranım.

Eylül.

İş çıkışı...Hayriye ile dans ettiğim doğru. Ama sevişmişliğim tamamen
uydurma. Belki düşüme girmiştir. Dans ederken belinden kavradığım için....

Bursa kebap...Dışarıda oturuyoruz. Hayriye iştahlı. Kendine şalgam suyu duble Acılı Adana söyledi. Bense iki lahmacunla idare ettim.
Sol kolum ayran bardağına uzanıyor. Bardağı altından tutup çevirip duruyorum. Hayriye bir şalgam daha bense demli çay dedim garsona..
Çevreye dalmışım. Yemek sırasında Hayriye konuşmaz. Sadece o an
neyi gerektiyorsa o şeye odaklanır. İşinde de aynıdır...Ama bu akşam
canı gevezelik çekti...
- Aklına sıçtığımın kızı seni nasıl aldadır? Delikanlı değilmiş. A..cığın önde gideniymiş!
- Kapatalım bu konuyu istersen.
- Ne kapatalım aslanım! Şu parmaklarının haline bak. İçim yandı içim...
Çok ağrın var mı bari?
- Biraz. Dikişler işte...
- Bari kum torbası gibi bir şeye vursaydın. Duvara vurmuşsun...
- Olan oldu...
- Ablan çok üzüldü. Uğra bir ara...
- Uğrarım...

Parka bir araba yanaştı. Son model bir BMV. Korna çaldı. Bana el salladı. Hayriye ayağa kalktı. O da bana gülümsedi...
- Side' den ararız seni dedi. Eğilip yanaklarımdan öptü. Kulağıma fısıldadı. Nasıl sonunda turnayı gözünden vurdum değil mi dedi?

Evet Hayriye Side' ye gitti. Bir daha da dönmedi. Telefonları seyrekleşti.
Bir ara magazinde çıktı. Üç çocuk doğurdu. Kocası Hayriye' yi hiç aldatmadı. Bir gün İstanbul' a dönerken bilmem ne dağında sisli bir hava da kaza yaptı...Hayriye varlığa da yokluğa da alışıktı. Unuttu. Kocasının şirketlerini büyüttü...

...

Hep gülüyor. Erkeklerle kadınlarla partili partisiz dostlarıyla dağlarda bayırlarda çayırlarda sahil kenarlarında çocuk parklarında kızının düğününde akla gelmedik her yerde hep gülüyor...Bir yerden alıntı yapmış...

İnsan gitmeli böyle gitmeli...İzini kaybettirmeli. Arkasına bakmamalı gibi bir şeyler gevelemiş...

Ama hep gülüyor orospu...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-21 19:24:48
İsim : önemli mi...
Başlık : Daha mı
Yorum : Çalan telefonu bay T açtı. Evet burada dedi. Öncesinde nasılsınız diye zarifane bir kibarlık yapmıştı. Polonya asıllı bir müşteriyi göndermek
üzereydim. Kadın belki de elçilikten olabilirdi. Daracık yuvarlak yaka
nar rengi bir tişört ve yine daracık kadife pantolon giymişti...Akşamdı.
Banyodan belki de bir saat olmuştu çıkalı...Hâlâ Hacı Şakir sabunu kokuyordu boncuk boncuk terledikçe...Bu sabunu İsrailliler üretiyormuş ne işse...Bay T. telefon sana dedi. Usulca bankonun pırıl pırıl yüzeyine bıraktı. İlerideki bankoya giderek bırakmış olduğum hesap kâğıdını incelemeye koyuldu. Derin bir nefes alıp derince dışarı bıraktım...Efendim dedim. Benim...Sonra suskunluk. Sonra suskunluk.
Sonra suskunluk...Konuşmayacak mıyız? Suskunluk suskunluk suskunluk...Yapma böyle. Beni kendini öldürme...Yalvarırım bir şey söyle...Bildiğin gibi değil. Gördüğünü unut...Suskunluk suskunluk suskunluk...Bak bir daha ararsan öldürürüm seni...Bunu beynine sok.
A...koyduğum...Kapattım telefonu...Parmaklarım sızlayıp duruyordu...
Bay T. incelemiş olduğu hesap pusulasını dörde katladı bu ara. Bana doğru yanaştı. Gözlerime baktı. Yapar mısın gerçekten? Öldürür müsün? BayT' ye sadece boş boş bakmakla kaldım. Polonyalı iyi alışveriş yapmış dedi. Ses etmedim. Motorun anahtarını çekmeceden aldım. Çıktım. Bay T'nin sesi duyuldu...Fazla basma...
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-21 22:25:14
İsim : önemli mi..
Başlık : Daha daha
Yorum : "Fakat insan salim kafayla bir dakika düşündü mü tongaya bastığını anlar." - R. N. Güntekin

Zafer çarşısının caddeye bakan geniş çimenliğinin kenarındaki bankların birinde oturuyoruz. Omuzlarımız değiyor. Dizlerimiz...
Bir ara dönüp bakıyoruz birbirimize...Çiçekçi bir kadını bekliyordum ama onun yerine simitçi yapıştı. İki simit alıp güvercinlere salladık.
- Milet denizde martılara sallar biz çimenlikte güvercinlere.

Bay T. Her zaman aynıydı. Kuşkucuydu. Mutluluk denen duygu onun kitabında yazmazdı. Mantık mı? Hayır. Ya evet ya hayır vardı. Öldür ya da yaşat...
- Sana yakışmaz o...
- Neden?
- Ben abinim. Yakışmaz diyorsam yakışmaz...
- Ben karar veririm.
- Hayatını riske atıyorsun. Sonra söylemedin deme!
- Olabilir...
- İyi balayı ev araba düğün benden o zaman...
- Ben hepsini hallederim...
- Biliyorum. Yine de günah benden gitsin de.

Güneş batıyordu. Caddeden geçen arabaların kornaları ayak sesleri hiç
kesilmiyordu...
- Evlenelim!
- Anlamadım!
- Evlenelim dedim. Şaşkındı. Hani bir mermi namludan çıkar gider gider
en olmadık birini vurur ya, her halde ben o mermiydim. Ama o her hangi biri değildi...
- Çok şaşırdım. Böyle birden bire...Beklemiyordum..
- Kötü bir şey söylemedim. Hayatımı seninle paylaşmak istiyorum...
- Ama aşkım evet de ne olur ama çok acele oldu bana izin versen düşünsem...
- Beni seviyor musun?
- Evet seni seviyorum ama...bilmiyorum çok şaşkınım...
- İyi düşün o zaman...Ama kararını vermek fazla uzamasın...

Motorda konuşmadık. Kollarını belime dolamıştı. Başını sırtıma yaslamıştı. Akmıştı...

Dikmen' de bıraktım. Dudaklarımın kenarını ona bıraktım.

Bay T. söyledin mi dedi? Düşüneceğini söyledi...İyi bari kaliteli bir yere
götürdün değil mi? Yoo aklıma gelmedi...

Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-22 05:33:03
İsim : önemli mi
Başlık : ...
Yorum : ....................................................................................günaydın kır çiğdemi

bir demet çiçekle geldim
içimdeki fırtınalarla
dinmeyen yağmurlarla

sıyırıp attım kirlenmiş bedenimi
yağlı terimi
katil derimi

kapındayım
eşiğindeyim
dizinin dibindeyim işte
sevindim mutlukla
sevildim aşkla

***
Seni biriktiriyorum.
Satır satır,
Dize dize.
Yarına nefes;
Bugüne cansın diye.

Günaydın
Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
   
Tarih : 2017-09-22 14:12:50
İsim : aylin
Başlık : ne fark eder.
Yorum : etmezmiş.