Ana Sayfa
Profilim
İletişim
Mutfağım
Bilgi Kumbaram
Mektuplar
Mizah
Hikaye Kitabım 2
Kitaplığım
Bakımsız
Fotoğraf Sütüdyom
Laboranite
23. Madde Bürosu
Şiir Defterim
Günlüğüm
Mektup Kutum
Hayvan Çiftliğim
Çocuk Parkım
Botanik Bahçem
Temmuz
Bayram trafiği
Sizin Hiç Ramazan Bi ...
İçim Gidiyor
Limon
eyyy vefa-2
eyyy vefa
mesele
yalan dünya
sabahlar
Limon
Kulaksız
Hırsız
Mezarlık Bekçisi
Kitapçı
aile sohbetleri, aktüel, günlük, kırmızı, günaydın güzel sözler, günaydın kısa mesajları, fotoğraflı mantar yemeği, kaşarlı mantar, sevgi, mavi tümü

Şu an sitede 15 kişi on-line
Bugün 12,721 ziyaretçi 
Toplam 10,292,629 ziyaretçi 
 
 
   
  Kitapçı
  12.02.2008 - Hikaye Kitabım
   
 

Önce kahvemi içerim dükkana girdiğimde. Elim hiçbir kitaba değmez. Bakarım sadece. Aslında yapacağım işleri planlarım kahvemi içerken. Planlarım ama pek de uymam. Ya biri gelir sohbete dalarım ya da müşteriyle kitap üzerine tartışırım, zaman geçer unuturum. Yarına kalır. Sonraki güne kalır. Böylelikle ertelerim hep o planladığım işi. Aslında sevmediğimden yapmam ama kendimden gizlerim bunu. Ne de olsa bal gibi tembelim. İsterim ki sürekli oturup etrafa bakayım. Gelene gidene laf yetiştireyim. Kitap üzerine konuşayım dinleyeyim. Onbeş sene kadar önce kendime bir çizelge yapmıştım. Hala duvarımda asılıdır. Daha bir kere uymadım ona. Ya geç kaldım ya da erken davrandım. Sabahları beni uyandıran bir telefon olmasa kalkacağım da yok ya, neyse. Ustamdan geçti bana bu huy. O da öyleydi. Sabah gelirdi gürlerdi. Şunu yapacağız bunu yapacağız diye. Sonra da antikacıyla tavlaya dalardı. Unuturdu dediklerini. Hatırlattığımda da “boşver be yeğenim, bugünden geçti artık” derdi. Onunda hiç uymadığı bir çizelgesi vardı elbet. Akciğerleri kötüleyip ölmese daha çok toz yutardı. Herkes tanırdı onu. Efendi adamdı. Kitapları daha on metreden tanırdı. Bir görsün kapağını hele seceresini çıkarırdı o saat.

 

Müşterisi bellidir buranın. Çok değişmez. Gelen alışır. Yol üstü uğrak yeri olur yani. Daha öğrenciyken müdavimim olanlar var. Şu mimar mesela. On yedi yıldır gelir. Doktorasını birlikte hazırladık. O da bana asma kat yaptı sağ olsun. İyi de oldu. Ara sıra çıkıp uyuyorum orda. Gün içinde bir saat kestirmek iyidir. Şimdi çocuklarını da getiriyor. Alışsın istiyor. Artık alışırlar mı bilmem. Bunu bir karısı vardır. Çok cadaloz bir şey. Yüksek sesle konuşur hep. Dikkat çekmek ister. Kitabı da eline aldı mı ilk fiyatını sorar. Amacı sahip olmaktır hep. Okumak ya da okutmak değil hani. Bir de sıkı pazarlık yapar ki ama ne pazarlık. Ben utanırım o sıkılmaz. gelince sıkılırım kaçarım. İlk burda tanışmışlardı zaten. Yine bir kitap yüzündendi. Aynı kitabı alacak olmuşlardı da ben arada kalmıştım. Ne yaptı etti kafaladı çocuğu işte. Zaten vur başına al lokmasını türden biridir mimar. Sesi çıkmaz öyle. Asma katı yaptırırken birkaç kadeh yuvarlamıştık. O zaman dayanamayıp sormuştum. Neden aldın bu kadını gibilerden usulünce tabii. O da “ hani bazı kitapların arkasında şöyle iyi böyle iyi yazar sen de alıp okursun ya, ama beğenmediğin zaman geri veremezsin, işte öyle” demişti. Haklı. Şimdi kime iade edecek ki onu. Ben bile almam.

 

Bir de saatlerce kitabı inceleyenler vardır. Yayınevine basım tarihine sayfa numaralarına kısaca her bir yerine bakarlar bunlar. İlk basım mı diye de sorarlar. Bunlar biriktiricilerdir. Evlerinde değerli bir şeyleri olsun isterler. Eskiden salonlarda vitrin olurdu. Bilirsiniz. Anneler o vitrine güzel fincanlarını kadehlerini dizerdi. Anca hatırlı misafir geldiğinde çıkarılırdı onlar. Öyle gibi saklarlar işte kitapları. Okurlar mı bilmem. Ama sanmam. Kitap eski olduğundan dili de biraz ağırdır. Kolay okunacak türden değildir yani. Neticede güzel durabilir salonda. Şimdilerde bunlara entel diyorlar ya. İşte o yüzden kanımca. Bir fıkra vardı hatta bunlarla ilgili. Hani adam metre işi kitap siparişi verirmiş. Bu zamanlarda aklıma hep o fıkra gelir. Gülerim. Belki de bu nedenle pahalıdan satarım. Zaten fiyatlı demezsen almazlar da. Ustam sağ olsun o bana öğretti bunu. Eski yazılı yemek kitaplarını günlükleri klasiklerin osmanlıca ilk basımı diyerekten sattığını bilirim ustamın. Satarken de araya fransızca birkaç kelime de eklerdi. Eklerdi ki alan adam heyecanlansın. Daha da yukarı çıkarsın fiyatı. Sonra da dükkanı kapatıp beni meyhaneye götürürdü. “ye yeğenim bunun parası güzel yenir” derdi.

 

 

Bazı öğrenciler doluşur akşam saatleri gibi. Her biri başka bir kitabı sorar. Var mı yok mu filan. Çoğunun parası çıkışmaz. Oturup başına okumaya başlar. İki saatte yutar gibi devirir koca kitabı. Ses etmem. Okusun işte. Ama komik gelir bana halleri. Sözde çaktırmadan okuyor ya. Arada kontrol eder beni göz ucuyla. Uzak dururum elbette. Ama bezen de sırf eğlence olsun diye dikilirim başına. Dikilirim ya dalmış olduğundan fark etmez. Bayılırım bu hallerine o zaman. Hele kızlar!.. etekleri açılır edep yerine kadar da bilmezler. Bir keresinde öyle bir kız geldiydi. Oyunculuk edecekmiş de tiyatro ile ilgili kitap arıyormuş. Gösterdim ben de birkaç tane. O da sindi bir köşeye başladı okumaya. Hava da soğuk. Acıdım kıza. Çay söyledim birkaç tane, içti okurken. Anlamadı dahi. Öyle bir büzülmüş ki garip köşeye sormayın. Hava kararacak olmuştu da anca kendine geldi. Dönüp bana borcum ne dedi. Şimdi ne denir. Okuma parası alacak değilim ya. Yok borcun dedim. Aman demez olaydım. Her gün gelmeye başladı. Çay kahve gırla. Ama hakikatten okuyor kız. Şevkini kırmak olmaz. Yani yakışmaz. Bari dedim iş vereyim ona da ödeşelim. Konuştuk anlaştık. İşe başladı ertesi gün. Ben diyorum sabah gel o öğlene anca geliyor. Kızım ne oldu diyorum. Uyanamadım diyor. Bir de masum bir hali var ki laf edemiyorum. Ama çalışkandı. Tertemiz ederdi dükkanı. Tozunu filan iyicene alırdı kitapların. Okuması da iyiydi. Altı ay kadar çalıştı böyle. Sonra bir turne tiyatrosuyla gidiverdi. Aradan hani nerdeyse beş yıl geçti ki bir gün çıka geldi elinde bir sinema biletiyle. Meğer oynadığı film için bana davetiye getirmiş. Çok sevinmiştim tabii.

 

 

Bir de dalgacılar vardır. Aklı fikri dalgada olan burnu büyük hokkabazlar. Bunlar bütün kitapları bilirler. Hele yeni çıkanları. Yazarının hayatını kitabın içeriğini ezbere söylerler. Dersiniz yutmuşlar. İşin aslı öyle değil ama. Bilirim. Bir gün oyun oynadım bu türden bir herife. Yine akşam üstü havanın karanlığa durduğu bir vakitti. Öyle biri geldi dükkana girdi. Başladı sormaya. O var mı bu var mı filan. Şimdi ben yeni kitap pek satmam. Bilinir buralarda ama hokkabaz ya herif sorar işte gıcıklığına. Yanında da onun gibi başka bir deyyus. Bunlar gazetelerin televizyonların kitap köşesi okuyucularıdır aslında. Yani bildiğinden okuyacağından değil. Her neyse. Edip Cansever vefat etmiş o günlerde. Şiir kitabını arıyorlar. Adettir ya bir yazar ressam öldüğünde hemen eseri alınır. Dedim ki ,onun bir de romanı var bilirsiniz, başka isimle yazdığı, almak ister misiniz, hemen atladılar tabii. Elimde tanınmamış genç bir yazarın sekiz tane kitabı vardı. Sattım bunlara hem de fahiş fiyatla. Ustam sağ olsun. Bir iki tek atarım ben de bu akşam işte.

 

 

Üç yıl kadar oldu bir hanım gelmişti. Öyle güzel öyle alımlıydı ki. Bir yandan kitaplara bir yandan da bana bakardı. Ne yalan söyleyeyim ben de ona bakardım. Üç beş gidip geldikten sonra bir gün konuştu benimle. Ama kitap hakkında değil. Kendi hakkında da konuşmazdı. Bana tuhaf sorular sorardı sürekli. Cevaplardım bende mahcup delikanlılar gibi. Her bir şeyi çok güzeldi. Saçları elleri gözleri sesi. Daha ne olsun işte boyu endamı. Bir gün kayık kiraladıydık. Denizde dolandık öyle. Çok zarifti ya kürekleri ben çektim sürekli. Sanki çok iyi biliyormuş gibi. O akşam çok sevdik birbirimizi. Anlattık çok şey. O bana pek anlatmadı ama. Olsun dedim. Ne olacak ki anlatmasa. Bilsem ne olacak bilmesem ne olacak. Derken derken her gün görüşür özler olduk. İçimde gizli ne varsa bir bir anlattım ona. Yetinmedi. Yazmamı istedi. Hem de her gün. Kıramadım elbet. Nasıl kırarım ki. Çayımın demiydi o. Yazdım. Ama her gün. Okudu usanmadan. Okudu ve daha da yazmamı istedi. Yazdım ben de. Sürekli yazdım. Ben ki adımı yazarken bile üşenirim. Ama yazdım işte. Bir defasında nişanlı olduğunu öğrendim. Kırıldım ama belli etmedim. Beni farklı sevdiğini söylerdi ya inandım. Artık nasıl olduysa bir gün, bilmeden çok ta istemeden kalbini kırdım. Affetmedi bir daha beni. Dedim ya çayımın demiydi o. Canım nasıl yandı o vakitler bir ben bilirim. Kaç defa aradım özürler diledim de affetmedi. Ama insan adamdı. Affetmese de içinde bir kırıklık olsa da beni hiç terslemedi. Acıdığından mı sevdiğinden mi bilmem ya ne zaman ihtiyacım olsa bir şekilde yanımda oldu. Zaman geçti tabii. Çok şey de beraber geçti zamanla. Şimdi her sabah arar da uyandırır beni. Tembelliğime izin vermez. Vermesin zaten. Sesini duyuyorum ya içim ısınıyor ya, yeter işte.

 

 

Belki bir gün ben de bir kitap basarım da satarım. Kimine fahiş fiyatla kimine de çayı kahvesi benden okuturum. o zaman belki yine kürekleri çekerim de daha bir farklı gider kayık. Kim bilir.

 

   
   2,492 kez okunmuştur. Yorumlar (2) - Yorum yaz! - Etiketler : hikaye, kitapçı, öykü
   
Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!
İsminiz :
Başlık :
Yorum :